Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ocak 17, 2012

Kaktüsler Susuz da Yaşar - Mamaklı Kadınlar


Dili: Türkçe

Kitabın içeriğinden bahsetmeden önce bu kitabı okurken hayatımın en acı deneyimlerinden birini yaşadığımı söylemem gerek. Bu kitap, dünyanın en cesur kadınlarından 46 tanesinin anılarını içeriyor. 1980lerde Mamak askeri cezaevinde kalmış kadınların. Biz 80lerde doğan apolitize gençler için aslına bakarsanız kulaktan dolmadır darbe ve etrafında yaşananlar. Faşist anası babası olanların ailelerinde iş nasıl dönüyor bilmiyorum ama anne ve babalarımız genellikle konu hakkında konuşmazlar. Hatırlamak istemediklerinden mi çocuklarını bulaştırmak istemediklerinden mi bilemem..
Gözlerimin dolmadığı herhangi bir sayfa olmadı. Onlar gibi aynı yollardan geçen, hayatta olan olmayan bütün kadınlara burdan saygı ve selamlarımı gönderiyorum.

Emniyet'te DAL'da (Derin Araştırma Laboratuarı) işkencelerde solcuların öldürüldüğü günler. DAL'daki işkencelerden de bahsediliyor, Mamak cezaevinden de ve kaderin cilvesi midir nedir, İki Yıllık'tan da (cezaevine dönüştürülen okul). Erkek arkadaşlarının gördüğü işkenceler daha ağır olsa bile, kadınlara yapılanlar da akıl alır gibi değil. Çoğu artık belleri tutmayacak hale gelene kadar coplanmış, elleri yüzleri sırtları kolları bacakları 'sayım' bahanesi altında günde 3 4 kere coplanıyor. Dandik bahanelerle 'tabutluk' adındaki camsız penceresiz 1 metrekareden küçük 2 kişinin aynı anda oturamayacağı hücrelere 2şer 3er dolduruluyorlar. Askerler de az değil, komutanlarının gazıyla iyice insanlıktan çıkıyorlar. Tabutluklara indirilmeden önce zemin ayakbileği boyunda suyla dolduruluyormuş ki Ankara kış soğuğunda hastalansınlar hem de vücutları 10 günde su çekip şişsin diye. Gazete çay sigara yasak. Sürekli aşağılamaya maruz kalıyorlar ve 'siyasi mahkumken' askeri mahkum muamelesi yapılmaya çalışılıyor. Ama gelin görün ki, aynı şartlarda yaşayan erkek mahkumlar ne açlık grevlerini tamamlayabiliyorlar ne de askerlere direnişlerinde kadınlar kadar iyiler. O Raci Tetik denen psikopat cezaevi komutanının deyimiyle erkekler "ölü balık gözüne" çevrilirken, kadınlar sürekli bir birlik beraberlik içindeler. Direniyorlar. Açlık grevleri 36 gün de sürse pes etmiyorlar. Erkek arkadaşlarını o halde gördüklerinde kırılan cesaretleri, beraberlikleriyle tekrar doğuyor. Böylece kazanıyor Mamaklı kadınlar.
İnsanı insanlığından utandırmak adına yapılan her türlü işkence onları daha insan yapabiliyor.

O günlerde yaşamamış bizler için, öğrenmenin çok önemli olduğu bir dönem. Unutmamamız gereken bir dönem. Türkiye tarihi açısından ilginizi çekmiyor olsa bile, insanlık tarihi açısından bilinmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

Fakat uyarıyorum sizi, okumak hiç kolay değil. "Zor okunuyor" gibi bir cümleyi en başa koymak istemedim çünkü herhangi bir kitap sanıp bu yazıyı bile okumayabilirdiniz. Şimdi yazıyorum gerçekten zor okunuyor. Yüreğiniz kaldırmayabilir. Ama zorlayın kendinizi. Onlar cesaretlerini toplayıp o günlere geri dönüp yazmışlar paylaşmışlar. Biz de onların yüzde biri cesaretini gösterip okumalıyız.

Not: Gözlerimin en çok yaşlarla dolduğu kısmı da burada yazmak istedim. Kitabın en sonundaki "Ek". Küçümen lakaplı, o sıralar askerliğini yapmakta olan er kendisi. Komutanlarına yakalanma tehlikesine karşın bu mert kadınlara sigara mendil taşıyan, başında komutanı vur dediğinde sert vuruyormuş görüntüsü verip vurmayan er. Kitapta onun gibi başka askerlerden ve doktorlardan da bahsediliyor ama bir tek Küçümen'in mektubu var. Onun için de çok zor olmuş olmalı.


..Kaçarken ayağı kayıp düşen ve geçirdiği ameliyata (!) rağmen hayatını kaybeden genç ANOD'lu Ercan Koca'dan söz ediliyordu.. Anlamak zor değildi. Evet... Bir arkadaşımız daha işkencede can vermişti! Rezzan birden durdu, başını kaldırdı ve bizlere baktı. Boğazından bir ses çıktı, 'Ercan Koca! Ama bu benim kardeşim!' Dondu zaman ve her şey o an...Dilvin Altınakar Semizer Sayfa 130


..Ama ben bu kitapta yazılanların asıl olarak, kirli bir el saçlarından tutup duvara çarparsa genç bir kızı, onun yerinden kalkıp yaralarını kendi kendine sarıp, hayatına devam etmesi için gereken dayanma gücünü versin isterim..Gülşen Bektaş Sayfa 263

..Yalnız insan çaresizdir, güç yitirir zaman geçtikçe, verili durumu kanıksar, umarsızlaşır, kendini tüketmeye başlar ya, işte o zamanları bekliyorlardı şiddeti sürekli ve sistemli hale getirerek, dozunu artırarak..Günseli Kaya Sayfa 309


Aralık 28, 2011

İskenderiyeli Hypatia - Maria Dzielska


Dili: Türkçe

İ.S 4. yüzyılın sonunda ve 5. yüzyılın başlarında yaşamış olan filozof, matematikçi ve gökbilimci Hypatia'nın hayatı üzerine tarihi inceleme-araştırma kitabı. Peki kim bu Hypatia? Tarihin İskenderiye'nin çöküşünün habercisi olan vahşi politik cinayetlerinin kurbanı kadındır.

Zamanın önemli kültür merkezlerinden olan İskenderiye'de hala çoktanrılı dine inanan insanlar ve Hristiyanlar beraber yaşamaktadır. Bir yandan Hristiyanlığın yayılması için imparatorluk tarafından çalışmalar yürütülmektedir. Tahtta 2. Theodosius vardır. Hypatia ise İskenderiye'de, yine matematikçi ve gökbilimci olan babasının izinden gitmiş ancak boynuz kulağı geçmiştir. Çoktanrılı dine mensup olan Hypatia'nın öğretileri halk değil, seçkin bir kesime hitap etmektedir. Öğrencileri arasında hristiyanlar, İznik'ten Konstantinopolis'e kadar nüfuzlu kişiler hatta rahipler de bulunur. İskenderiye valisi hristiyan Orestes ile de yakın arkadaştır. Kendisi yıkılan Helen tapınaklarına ses çıkarmaz çünkü aslında hiçbir dine aşırı bağlı değildir. Aksine Platocu olarak, herkesin kendi dinini daha iyi anlayacak dersler vermektedir.

Zamanla, İskenderiye'ye atanan genç başrahip Cyril cozutur. Hypatia'nın saygınlığını kıskanır. Önce İskenderiye Yahudilerini çeşitli oyunlarla öldürür, kaçırtır. Keşişlerden oluşan tetikçi topluluğunu Orestes'in üzerine salar ve Orestes yaralanır. Orestes imparatora mektuplar yazar fakat bir yandan Cyril de yazmaktadır. Cyril, olayların Hristiyanlığı benimsemek istemeyen sapkınlar tarafından çıkartıldığını öne sürer. Zamanla iş Hypatia'ya gelir. Cyril önce Hypatia'nın kara büyülerle uğraşan bir cadı olduğu dedikodularını yayar. Hristiyanlıktan önce de cadılık ve büyü meseleleri halkı çok korkutmaktadır. Böylece Cyril denen başrahip, vaizlerinden Peter ile bir kısım halkı galeyana getirir (büyük ihtimalle tetikçi keşişler de grubun içindedir) ve Hypatia'yı bir gün sokakta alıp bir kiliseye götürürler. Elbiselerini yırtıp, kırık çanak çömlek parçalarıyla Hypatia'yı paramparça edip, şehrin dörtbir yanına etlerini saçarlar.

Sonuç olarak, Cyril kurnazlığıyla imparatorun da aklını çeler ve hiç kimse ceza almaz. Daha sonra Hristiyan tarihçileri tarafından utanç duyulacak bu olay örtbas edilir ve gelecek nesillere aktarımı önlenir. Bu yüzden günümüzde Hypatia ile ilgili kaynaklar çok sınırlıymış. Din uğruna, hırs uğruna, güç uğruna insanın nasıl hayvanlara dönüşebildiklerini bugün hala görüyoruz. Umarım insan içindeki vahşi hayvanı değil, iyiyi de çıkartmayı öğrenebilir.

Onun dışında kitap tamamen bir tarihsel inceleme. Yukarıda yazdıklarım, verilen birçok referans ışığında kendi düşüncelerim. Kitap çok objektif yazılmış. Hypatia'yı suçlayıp Cyril'i melek ilan eden yazarlardan Hypatia'yı körkütük bir hayranlıkla savunanlara kadar.

Oldukça ince bir kitap (100 küsür sayfa), gerçekten okumanızı tavsiye ediyorum.

Kasım 02, 2011

Doğunun Limanları - Amin Maalouf


Dili: Türkçe

Çok yoğun olduğum bir döneme denk gelmese, bitirilmesi en fazla 2 gün sürecek bir kitap. Nefes kesici. Lübnanlı bir yazarın kaleminden Osmanlı padişah torununun hayatı anlatılıyor. Kahramanımızın adı İsyan. Karışık aile ilişkileri ve karışık bir dönemde Beyrut'a yerleşmiş bir ailenin çocuğu İsyan. Bir ablası bir de kardeşi var. Haliyle varlıklı bir aileden geliyorlar. Fransa'ya tıp okumaya gittiği sırada 2. Dünya Savaşı patlak veriyor ve direniş örgütlerinden birinin kahramanı oluyor. Ancak o kadar alçakgönüllü ki kendine hiç kondurmuyor. Sonraları birsürü başka çarpık olaylar geliyor başına. Filistin-İsrail olaylarının başında sınırın iki yanında kalan karı-koca, yüzünü hayatı boyunca bir kere gördüğü kızı..
Kitabın anlatılış şekli ise çok hoşuma gitti. Yazarın ağzından anlatılıyor aslında. Yazar, Paris'te metroda karşılaştığı tarih kitaplarında resmi olan yaşlı adamın peşinden gidiyor. Adamın kim olduğunu bildiğinden tabii.. Ve söyleşiye başlıyorlar.
Kitap basit bir dille yazılmış. Ama öyle bestseller laubaliliği yok. Hızlı okunan ama yer yer sindirmesi zor kısımlar var. (savaş, aile, saygınlık vs)
İşte böyle, bence okuyun.



..Kendimi kontrol etmem gerekirdi! Duygularıma hakim olmayı öğrenmeliydim! Özellikle insanların şaşkın oldukları savaş dönemlerinde..Sayfa52

..Montpellier'de hiç kimse yanlışlık olduğuna inanmak istemedi. Kahraman olduğunuzu yadsımaya kalktıkça ününüz büyür, üstelik alçakgönüllüsünüz diye saygınlığınız artar. Söylendiğine göre, alçakgönüllülük, kahramanların yüce erdemidir..Sayfa72

..Sıkılıyor muydum? Hiç sıkılmıyordum. İnsan, özlediği zevkleri edinemediğinde sıkılır..Sayfa125


Eylül 11, 2011

Semerkant - Amin Maalouf


Dili: Turkce

Simdiye kadar niye okumamisim diye dert yaniyorum.. 3 gunde bitti kitap ama inanin 2. gunde bitmesin diye tuttum kendimi! Gittim baska turlu oyalamaya calistim kendimi sirf kitap bitmesin diye.. O kadar guzeldi ki...
Omer Hayyam'in bir Elyazmasi'ndan gidiyor hikaye. Kitabin hikayesi anlatilirken 11. yuzyildan 20. yuzyila kadar bir Iran tarihi var. Bir yandan Selcuklularla ilgili de birsuru bilgi edinilirken bir yandan da Omer Hayyam'i ne guzel taniyoruz.. Yani bu kitap bir klasik, cahil kafamla kalkip yazardi hikayeydi yorum yapmak haddim degil.
Tek soyleyecegim, zaman kaybetmeden bu kitabi herkes okumali. Yani bir an once hayatiniza girmeli..


Buradan itibaren yeni bir uygulama da baslatiyorum. "Her kitaba bir soundtrack!" :)

Sarki biraz uzun ama ortalardan sonra asil duygular geliyor. Bu kitaba yakistirdim:

Haziran 28, 2011

Bir Gün - Ayşe Kulin

Dili: Türkçe

Kitabi okumam 20 saat bile surmedi. (Arada işte oldugumu da unutmadan). Bir nefes aldim tuttum içimde, kitap bitiverdi..
Gazeteci kadın Nevra, tutuklu terörist kadın Zelha ile roportaj için cezaevinde. Kitapta çok değişik bir bakış açısı var. ilk bölümde tartışmalara giriyolar: "siz-biz","anadil","köy yakma", "çocuk öldürme" sonra tutuklu sinirleniyor. Gazeteciyi kovuyor. Gazeteci de kapının önüne elini koyuyor Kadir Inanır sahnesi.
Megersem cocukluk arkadaşıymışlar. Eskilerden bahsediyolar beraber ne kadar güzel zamanları geçtiğinden, ciftlik hayatindan. Kaymakam kizi ve Asiret kizi. Kültür farkından konusuyorlar. Zelha'nin bissürü annesi var, yerde yemek yiyolar.
Kadın gözüyle, siyasi kimlikten çok kadın bakış açısıyla Kürt sorunu.

Çok hoş bir konuşma var. Kızın adı Zelha ama nufus kağıdında Zeliha yazıyor. Annesi de okuma yazma bilmiyor. Bizim kızla bir ara konuşuyolar:
Kader Ana: Dilimiz dönmüyo da ondandır, doğrusu Zeliha'dır.
Zelha: Ama ana, Zelha benim koca ninemin adı değil mi?
Kader Ana: Değel! Burnumdan getiren kocakarının adını mı veriğdim, başıma gelecekleri bileydim
bizim kaymakam kızı soruyor simdi ben ona Zeliha mı diyim diye
Kader ana diyo ki
"Ne dersen de, loo. İşleri karıştırma da bacak kadar boyunnan."
Bir yandan da hem ayni hem farklı şeyler var. 2si de ayrılmışlar ilk kocalarından. Birinin derdi üstüne kuma gelmiş, birininki de yıldönümünde mutfak robotu aldı diye sinirleniyor.
Fikirleri apayri ama dostlar. En cok imrendigim kismi iki taraf da bu kadar sabit fikirlere sahipken, kendi dogrulari varken, birbirlerine hic sinirlenmediler. Gercek hayatta yapilmasi cok zor birsey.
Bir de yazarin cok sevdigim bir kitabidir Türkan, onun kizlarina da deginmis kitapta sagolsun. Çözümün aslinda o kizlarin egitiminden gectigi vurgulanmis.
Bence guncel konularla ilgilenen insanlar en azindan bu bakis acisini da gormek adina okumalilar.

Mayıs 19, 2011

Yeniçeri - Hakan Kağan



Dil: Türkçe

Hakan Kağan Bey'i bu kitapta biraz kutluyorum biraz da "malesef olmamış" diyorum. Durum tasvirlerinde neredeyse İhsan Oktay Anar gibi eski İstanbul'u anlatırken, olay örgüsünün anlatılması mevzusunda kendini biraz geliştirmeli. Aynı Cem kitabında olduğu gibi, olayın kendisinden çok birşey anlamadım ama seyyar meyhanelerden, meyhane muhabbeti tasvirlerinden, Bektaşilerin dervişlerin kabul törenlerinden, ocaklardan bahsettiği kısımlardan inanılmaz zevk aldım. Bu kitap için "yaaaaaaaani" yorumu yapıyorum.


...
"İçmeye sebep mi yok?" Bunu öylesine söylemişti ki halinde tavrında köpek taşlayan çocukların pervasızlığı vardı.
"Sebep kalmasa 'şerefe' kadeh tokuşturulur, değil mi baba?"
"Dünyanın düzeni böyle..."
...

Nisan 14, 2011

Cem - Hakan Kağan

Dil: Türkçe

Fatih Sultan Mehmet'in ölümünden sonra Bayezid ve Cem arasındaki taht kavgasını konu alıyor romanımız. Mehmet Han'ın ölümünden sonra tahta Bayezid geçiyor. Genel olarak Türkmenler Cem taraftarı ancak yetmiyor. Sonuç olarak Cem Rodos Şövalyelerine sığınıyor. Onlar da Cem Sultan'ı oradan buraya sürükleyip oyalıyorlar. Çocuklarından karısından ayrı kısa bir ömrü oluyor. Cem Sultan'ın zehirlenerek ölmesiyle bitiyor kitap. Açık konuşmak gerekirse, Okay Tiryakioğlu'nun anlatımı gibi akıcı değil Hakan Bey'in kitabı. Akıcılık haricinde, karakterlerin (özellikle Ayaz Bey ve Tozkoparan Bey) genel tanıtımı atlanıp direk detaylara girildiği için bir kopukluk söz konusu. Ya da belki ben salağım anlamadım. Ama benden salak insanların da okuyacağını düşünürsek, bazı olayları ve durumları hikayenin akışı içinde daha iyi anlatabilirmiş. Yazarın bir de Yeniçeri diye kitabı var. Sırada o var bakalım o nasıl. Cem Sultan'ın hayatını merak edenler için basit ve iyi bir girizgah olduğunu söyleyebilirim.

Mart 02, 2011

Zapatista Hikayeleri - Subcomandante Marcos

Dil: Türkçe

Kitabı bitirdim ama bunu yazmam birkaç gün sonra oluyor. Nedense ne yazacağımı bilemedim. Kitap El Sup'un sembolik hikayeleriyle dolu. 3 bölümden oluşuyor: Gezgin Şövalye yani Durito'nun yanında olduğu zaman; Yaşlı yani Koca Antonio'nun anlattığı hikayeler ve son olarak Genç yani komündeki çocukları anlattığı kısım. Hikayerlerden en çok sevdiğim Koca Antonio'nun anlattıkları ve çocukların belki sadece bir gülüşü üzerine kurulu ufak hikayeler. Sevgili El Sup'un kalemine ne kadar hayran kaldığımı anlatamam. İhsan Oktay Anar'ınkine hayranlığım kadar büyük ama farklı. Beyninin içinde neler döndüğünü anlamak için, biraz olsun anlamak için birkaç kez daha okumak gerekiyor. Tabii arada Meksika'da yaşananlarla ilgili güncel bilgiler elde edilmeli. Koca Antonio'nun hikayelerinden bahsedecek olursak, Koca Antonio Zapatista'ları yerli halka bağlayan "köprü"dür. İlk tanrılardan, yani dünyaya hayat veren tanrılardan hikayeler anlatıyor çoğu zaman. Renkler nasıl ortaya çıkmış, rüyalar aslında nedir gibi hayatımızda temel olan ama üzerine hiç düşünmediğimiz şeyleri yazmış. Çocuklarda bahsettiği kısımdaysa, çocuklara ne kadar zaafım olduğu açık.. Bazı sahnelerde ağlamak geldi içimden. 2 yaşındaki bir çocuğun kafasının üzerinden geçen savaş uçağı vesaire. Tabii bütün bu hikayeler her ne kadar ilgisiz de gözükse, Meksika Chiapas'taki yerli halk, komün hayatı ve oluşturdukları doğrudan demokrasi sistemiyle alakalı. Üzerine düşünmek, okuyan başka insanlarla tartışarak daha iyi anlamak isterim.

Mart 01, 2011

MARCOS'la on gün, adları ve yüzleri olmayanlar - Metin Yeğin

Dil: Türkçe

Kitap için sonuçta yine güzel diyeceğim ancak birtakım itirazlarım var. Kitap genel olarak Latin Amerika'daki birkaç ülkedeki devrim hareketlerini gözlem için gitmiş Metin ve Özgür (kız)'ü anlatıyor. 1999 yılında gitmişler. Önceden çeşitli bağlantılar kurarak ulaştıkları Meksika'daki La Realidad'da yaptıkları gözlemleri anlatıyorlar. Fakat, kitap 3er 4er sayfalık bölümlerden oluşmakta ve bir Metin'in ağzından, bir Marcos'un ağzından bir de arada broşür çevirileri ve onlar gibi oraya gitmiş başka ülkelerden insanların yazdıkları yazıların çevirileri var. Malesef, kitabın şekli o kadar kötü hazırlanmış ki özellikle kitabın yarısına kadar "kim konuşuyor", "noluyor", "du bi dakka yaa bu konuşan kim" diyorsunuz. Neyse, onun dışında sürekli ve ısrarla tekrarlanan "Türkiyeli" lafından biraz rahatsız oldum. Metin ve Özgür'ün hayatlarını merak ediyorum. Genel olarak, Marcos'la yaptıkları konuşmalar, komün yaşamına ait küçük ve çok ilginç detaylar verilmiş. Orada yaşadıkları sefalet içinde davasından vazgeçmeyen yerlilerle vakit geçirmişler, çok takdir ettim. Tabi orada bir nevi "canlı kalkan" olarak bulunuyorlar çünkü her an ölme olasılığı var ve kendileri de dediği gibi, saf bedenlerini hiç bu kadar değerli hissetmemişlerdi. Kitaptan aklımda kalan çok güzel bir deyim var, buraya da yazmak isterim: "Yıldız giymiş gece"..

Şubat 28, 2011

Kuşatma 1453 - Okay Tiryakioğlu

Dil: Türkçe

Çok bölük pörçük okudum malesef ama yine çok beğendim açıkçası. Güzel kurguluyor bu adam kitapları. Diğer kitapların aksine Fatih'in hayatı yerine sadece İstanbul'un kuşatılması ve fethi anlatılmış. İçeride dönen entrikalar, yeniçerilerle azapların ve diğer askerlerin iç meselelerinden, yönetimdeki (başvezir, vezir, komutanlar) arasındaki devşirme-Türk çatışmalarından, Ulubatlı Hasan'dan bahsedilmiş. Bence gayet güzel, kolay okunan ama o kadar da sade olmayan (iyi anlamda) roman.

Şubat 26, 2011

Başın Öne Eğilmesin, Sabahattin Ali'nin Romanı - Hıfzı Topuz

Dil: Türkçe

Son zamanlarda Sabahattin Ali'nin kitaplarını da okuyunca hayatını da okumak farz oldu haliyle. Türkiye'de aydın katlinin ilk örneği olan Sabahattin Ali'nin hayatını Hıfzı Topuz çok hoş bir kurguyla yazmış. Cumhuriyet dönemi ve hemen sonrasıyla ilgili kim varsa kafamızda hepsiyle arkadaş ahbap. Birçoğunun ismi geçiyor kitapta. Sabahattin Ali'nin hayatının yanı sıra, İnönü döneminde Türkiye'nin siyasi ve sokak ortamını da güzelce özetlemiş. Açık olmak gerekirse o zamanlara dair bilgim çok kısıtlı. Yeni bir heyecan doğurdu içimde. O zamanları iyice öğrenmek lazım olduğu kesin ama tetikleyici bir unsur gerekiyor sanırım okumaya başlamak için. İşte bu kitap çok etkili bir tetik o anlamda. Bir başka mevzu da, romanlarında geçen hikayelerin, hayatını okurken birer birer belirmesi. Yazarların eserlerini hayatlarından ayrı düşünmemek lazım..

Şubat 21, 2011

Kanuni - Okay Tiryakioğlu

Dil: Türkçe

Kitabı bir heves okudum ama meğersem koskoca Kanuni bir kitaba mı sığdırılırmış?? Hayır.. O yüzden kitap Mohaç Savaşı'nın bitimine kadar olan dönemi anlatıyor. Hürrem'e de değinilmiş de bütün kitap aşk hikayesine dönmemiş neyseki. Adamın yazım dilini de çok beğendim bu arada geçen sefer söylemiştim. Roman olduğu için tarihsel gerçek mi falan gibi bir tartışmaya girmenin lüzumu yok. Değişik değişik okudukça anlayacağım, kendi fikrimi ouşturacağım ama daha çok yeniyim bu işlerde. Kitabın devamı henüz çıkmamış, yakın zamanda çıkar inşallah da okuruz.

Şubat 18, 2011

Yavuz - Okay Tiryakioğlu

Dil: Türkçe

Eveet, Osmanlı'ya artan merak, gezi dönüşünde dizinin yayınlanmış bölümlerinin şipşak izlenmesi sonucunda evde bir süredir ortalıklarda gezinen Yavuz'u okumaya karar verdim. 2 günde de bitti.. Oktay Tiryakioğlu'nu daha önce okumamıştım ama hayran oldum. Benim kafada birisi de tarihi ancak tarihi romanlardan öğrenebilir zaten heralde. Yavuz Sultan Selim'in hayatı anlatılıyor kitapta. Çok beğendim ve bu sefer aklımda kalacağını hissediyorum. İhsan Oktay Anar'a yakın demeyeyim ama yakından biraz daha uzak (kimse onun kadar olamaz malum) bir uslubu var. Yazarın Fatih, Kanuni ve 4. Murat'la da ilgili romanları var. Siparişini vermiş zaten annem ben yokken, heyecanla bekliyoruz. Yavuz'un çocukluğundan ölümüne kadar olan hikayesi var kitapta. Pek zalimmiş Yavuz Sultan Selim. Her neyse, çok güzel çok beğendim kitabı, şiddetle tavsiye ederim.

Eylül 11, 2010

Kimya Hatun - Saide Kuds

Dil: Türkçe

İranlı bir kadın yazarın gözünden yazılmış kitap. Beğendim açıkçası ama yorum tarihi nasıl çarpıtıyor görüyoruz. Gerçi bu tarih kitabı değil roman ama. Kadının Selçuklular zamanında Mevlana'nın bile hareminde ne durumda olduğunu görmek açısından çok önemli. Güzel