Klasikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Klasikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Eylül 13, 2014

Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar

Dili: Türkçe

"Türk edebiyatının en başarılı romanı" diyenler vardı, Türk edebiyatının bütün eserlerini okumamakla beraber gerçek olabileceğini düşünüyorum. Bütüün kalbimle! Harika bir hikaye harika anlatım. İnanın yorum yapmak bana düşmez burda şapkamı çıkarıp yerlere kadar eğiliyorum.

Kitabın güzelliği dışında, toplumumuza da koskocaman bir ironi var. Haklısın be abi deyip rakılarımızı tokuşturabilseydik keşke..

Ne söyleyeyim daha, 5 üzerinden 3 milyon yıldız!

Ekim 27, 2013

Lettres à un jeune poète - Rainer Rilke


(Genç Şaire Mektuplar)
Dili: Fransızca


Bu kitabı sevgili doktora hocam Olivier doğum günümde hediye etti. "Sanatçı olmaya çalışmakla doktora yapmak çok da farklı değil." dedi. İlk başta, kendi yapamadığı veya yapmadığı rehberliği Rilke'ye mi yıkmaya çalışıyor diye düşündüm.. Gel gelelim, okudukça anladım ki, insan kendi kendini var ediyor. Okul ise insan beynini bu yolculuğa iten kıvılcım (olmalı).

Kitap, Avusturyalı şair Rilke'nin Kappus adlı yeni yetme şaire bir takım tavsiyelerde bulunduğu mektupların birleştirilmesi. Kitabın sonunda başka insanlara yazdığı mektuplar da var ve ben aslında bütün kitap içinde en çok kayınbiraderine yazdığı mektubu beğendim. İnsan ilişkilerinden, zorluklarla başa çıkmaktan falan bahsediyor.

Kappus'e yazdığı mektuplara gelince; "şunu yap bunu yap" demekten çok farklı. Yol gösterici, usta, akil adam gibi yakıştırmalar bu adama olur ancak. Bence hayatta kısa dönemli (doktora gibi) veya uzun dönemli hayalleri hedefleri olan herkese tavsiye edilebilecek bir kitap. Ha ben öylece yaşayıp gidiyorum falan diyorsanız zaten yaşıyor musunuz bilemiyorum, okumanıza gerek yok.

Kitabı Fransızca okuduğum için alıntıları da okuduğum gibi yazıyorum. Almanca bilseydik de orjinalinden okusaydık..


..Laissez à vos jugements, sans la perturber, la calme évolution qui leur est propre et qui, comme tout progrès, doit venir des profondeurs intérieures et n'être pressée ni accélérée par rien. Tout n'est que porter a terme, puis mettre au monde..Sayfa47

..Vous êtes si jeune, si antérieur à tout commencement, que j'aimerais vous prier, autant qu'il est en mon pouvoir, très cher Monsieur, d'avoir de la patience envers tout ce qu'il y a de non résolu dans votre coeur et d'essayer d'aimer les questions elles-mêmes comme des chambres verrouillées, comme des livres écrits dans une langue très étrangère..Sayfa55

..Mère ne pourra pas t'aider, car en réalité personne, dans la vie, ne peut aider autrui; c'est une expérience que l'on fait lors de chaque conflit, de chaque désarroi: on est seul..Sayfa125

Ekim 06, 2013

Manastır Güncesi - José Saramago

Dili: Türkçe

Orjinali Portekizce olan bu kitabı anlam veremediğim bir şekilde, Fransızca'dan Türkçe'ye çevirmeyi uygun bulmuş yayınevi. Hayır hayır hayır hayır hayır hayır diyorum! Olmamış. Tamam, çabayı takdir ediyorum elbette, keza bu adamın dili bir acayip, eminim çevirisi de çok zor olmuştur ama neden Fransızca çevirisinden Türkçe'ye çevrilmiş??

Neyse, gelelim kitaba. Bay Jose eğer normal imla kuralları çerçevesinde yazıyor olsaydı sanırım sayfa sayısı 3.5 katına çıkardı. Çok tatlı çok güzel bir hikaye. ORta çağ Portekiz'inde geçiyor. Yine düzen ve kilise eleştirileri bol bol.

Cadı yakılma merasimleriyle başlıyor, insan "erk"iyle uçan uçak Passarola'dan, manastır inşaatından ve birbirini çok seven çift Blimunda ve Baltasar'dan bahsediyor. Bence okunması gereken klasiklerden!


Eylül 03, 2013

Ağrıdağı Efsanesi - Yaşar Kemal

Dili: Türkçe

Yaşar Kemal'i okuyup da sevmeyen bir Türk var mıdır acaba? Hiç sanmıyorum. Şimdilerde Türk demek de suç oldu ya, hadi Anadolulu diyelim; en nihayetinde bu toprağın insanını anlatıyor. Dedesi veya dızdığının dızdığı hangi soydan gelmiş pek önemli değil.

Bu incecik kitap yine çok sürükleyiciydi. Tatlı bir aşk hikayesi gibi özetlenebildiği kadar gezi olaylarında da gördüğümüz gibi halkın galeyana gelip zorba beyi yola getirmesi de, efsane de savaş da, hayvanlar da, namus da..

Ana karakterin maçoluğuna biraz uyuz oldum ne yalan söyleyeyim heh. Böyle bir hissiyata kapılmam sanırım kalemin ne kadar güçlü olduğunun da bir göstergesi. Çekmiş beni içine

Çok güzel çok!

Mart 16, 2013

Kamyon - Sabahattin Ali

Dili: Türkçe

Malum Sabahattin Ali şu hayatta en sevdiğim yazarlardandır. Öykülerinin derlendiği türlü yayın arasından, benim elimdeki Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Kamyon'u hazırlayan kişi lise 1'deki edebiyat öğretmenim Sevengül Sönmez olunca daha bir keyifle okudum.

Bizim sıradan Anadolu insanının başrol oynadığı, çoğunlukla iç burkan hikayeler.. Hangi birini daha çok sevdim söyleyemem. Alıntıları Kırlangıç adlı öyküden yapıyor olmamın sebebi, sanırım gerçekçi akımda yol almış, yalın anlatımında şahsi fikirlerini neredeyse hiç görmediğimiz Sabahattin Ali'nin kendine ait iki fikri görmüş olmam.. 

Çok keyifle okudum. Bir hikaye bitince durup tadını çıkarayım dedim ama hemen bir sonrakine başladım. Harika bir derleme olmuş. Böylece hap gibi alın okuyun, üzerine bir de Sabahattin Ali'yi hatırlayıp bir de ah çekin derim.

Hatırlatma: Hıfzı Topuz'un kaleminden Başın Öne Eğilmesin adlı Sabahattin Ali'nin hayatını anlatan kitap da çok keyifliydi.. Sevengül Hanım'ın da kaleminden böyle bir kitap çıkmış. En kısa zamanda okuymak dileğiyle.

Kırlangıçlar öyküsünden..
..Kim bilir, belki öbürünün yanlış anlayacağından çekiniyordu. (Çünkü içten duyulan şeyler hep yanlış anlaşılır.)..Sayfa29

..Ve ikisi de, böyle bir yaz geçirmemiş olan diğer kırlangıçlara tepeden baktılar..(Çünkü azlıkta kalanlar çok olanlara nedense tepeden bakarlar.)..Sayfa31

Mart 13, 2013

Üç Anadolu Efsanesi - Yaşar Kemal


Dili: Türkçe


Taaa ortaokulda bize okutulan da, çocuk aklımızla "okulda okutuldu" diye hakkını veremediğimiz kitaplardan. Umarım hala okutuluyordur. Üzerinden uzun zaman geçtiği için unutmuş olduğum, sarı sayfaları mis gibi kokan bir kitap okudum. İçime mis gibi hisler dolduran birbirinden güzel üç hikaye.. 

Kültürümüzü adetlerimizi dilimizi seviyorum yahu, daha ne diyeyim! Şahane! Hani sevdiceğin kucağına kıvrılıp mayışma hissi olur ya insanda, işte aynen o hissi yaratıyor...


..İşte bu sebepten derler ki Köroğlu yiğitliği bir küçümencik itten öğreniktir. Ve de öyledir...Sayfa27

..İnsan anadan yiğit doğmaz, insanı hem yürekli, hem de korkak yapan görgüsü ve aklıdır..Sayfa28

..Telli Nigar Hatun bir güzel bir güzel ki doğan güne sen dur da ben doğayım diyor..Sayfa62

Ekim 27, 2012

İki Yıl Okul Tatili - Jules Verne


Dili: Türkçe


Küçükken okumamışım ben bunu. Tesadüfen çok tatlı bir kopyası geçti elime. T.Tan'a bu güzel kokulu kitap için teşekkür ederim..

Ah o ne tatlı kitap, ne şirin! Tam 623 sayfaydı ama su gibi aktı geçti. Sayfalar da küçüktü ama olsun.. 9-13 yaş arasında bir avuç oğlanın tek başlarına bir tekneyle Yeni Zelanda'dan bilmeyerek açılıp, denizin ortasında kaybolup ıssız bir adaya düşmeleri hikayemiz. Orada bir koloni kuruyorlar. Avcılık yaparak besleniyorlar ve büyükler küçükleri koruyup kolluyorlar. Kendilerine bir hayat kuruyorlar. Bu kısmı ilk hoşuma giden şey. Çünkü insan dünya üzerinde insan eli değip bozulmamış yerler olabileceği ve cep telefonsuz, internetsiz doğal bir hayatın gerçekten de var olabileceği hayaline kapılıyor. İkinci hoşuma gideni ise tabii ki çocuklar için çıkarılacak dersler. "Oooovvv" diye anaç bir gülümseme yaratıyor yüzünüzde.

Gelelim içimi cızlatan kısma. Tamam çocuk kitabı ama insan düşünmüyor değil. 19. yüzyıldaki bir hikaye. Avustralya ve Yeni Zelanda'da koloni kurmuş İngiltere. İngiliz çocukları, Amerikalı ve Fransız çocukları. Seçkin bir okuldan geliyorlar falan filan. Tamam hikaye güzel ama arada Yeni Zelanda yerlisi Moko'yu insandan saymamak gibi elemanlar çok doğal anlatılmış. Düşünüyorum da o zamanlar hayat mı böyleydi, "Onlar da insan!" diyen yok muydu?? Yoksa yazarın politik diyebileceğimiz hümanist anlayışı bu muydu? Okuyup araştırmak lazım ama içimden gelmiyor. Karşıma ırkçı birisi çıkarsa üzüleceğim çünkü koloni politikası izlemiş ülkelere ve yaptıkları zulümlere, ne kadar ben varsa, hepsiyle karşıyım. Neyse kitapta böyle yorumlar yok zaten ama aradaki iki üç detay biraz üzdü beni..

Ağustos 28, 2012

Babalar ve Oğullar - Ivan Turgenyev

Dili: Türkçe

Yine ne zamandır okumak istediğim: Rus klasiği. Rus klasikleri bence neden güzeldir, daha doğrusu bende yarattığı güzel his nedir onu anlatmak istiyorum biraz. Kitabı eleştirmeye kalkacak değilim tabii ki.

Hiç 18 veya 19. yüzyıl Rus resimlerini gördünüz mü? Pastel renkler.. Her zaman doğa içinde, kırlarda bayırlarda veya şehir pazarında insan görüntüleri.. Şık giyimli bastonlu beyefendiler, at arabaları, ayak altında koşuşturan minicik çocuklar, evini mutfağını tertipli tutmaya çalışan kadınlar.. Bazen hüzün uyandırır insanın içinde ama her zaman bir sevgi ortamı vardır. Hatta en sefil hayatlarda bile. Rus edebiyatı da aynen böyle. Çok gıcık diyebileceğimiz Suç ve Ceza'nın Raskolnikov'un bile sevgi yanı çoktur.

Teknolojinin olmadığı, insanların yüzeysel olmadığı ve çok okudukları; tartışma konuşalarının genellikle edebiyat, sanat, şifa ya da tarım teknikleri olduğu zamanlar. Bence çok hoş..

Bu kitap için tek söyleyebileceğim, çok beğendim. "Uuu ağırdır onlar" diye korkulan klasiklerden değil. Çok rahat okunuyor. Ana karakterlerimiz Arkadiy ve babası; Bazarov ve babası ve bir takım kadınlar.. Jenerasyon çatışması, dostluk, biraz aşk ve doğa da ana konuları.

Okuyun, okuşturun :)


..Zaman, bilindiği gibi bazen kuş gibi uçar, bazen de solucan gibi sürünerek geçer. Ama insan en çok zamanın ağır mı, yoksa çabuk mu geçtiğini fark etmediği vakit kendisini iyi hisseder..Sayfa101


..Bazarov: Ben ise düşünüyorum, işte şurada saman yığınının yanında yatıyorum... Vücudumun kapladığı daracık yer, geriye kalan boşluğun, benim bulunmadığım, benimle hiç ilgisi olmayan boşluğun yanında o kadar küçük kalıyor ki! Yaşayabileceğim süre de, benden önce varolan, benden sonra da devam edecek olan sonsuzlukla ölçülünce o kadar önemsiz ki! Buna rağmen, bu atomun, bu matematik noktanın içinde kan dolaşıyor, beyin çalışıyor, istekler doğuyor... Ne saçma! Ne boş şeyler!..Sayfa142



..Feniçka o beyaz elbisesi içinde daha da beyaz, daha da hafif görünüyordu; yanık ten ona yakışmıştı. Korunamadığı sıcaklar yanaklarına, kulaklarına hafif bir kırmızılık veriyordu..Sayfa164



..Sevilen bir varlığın gözlerinde bu gözyaşlarını görmemiş bir insan, bir kimsenin nasıl minnettarlıktan, utancından kendinden geçercesine mutlu olabileceğini bilemez, anlayamaz..Sayfa206

Temmuz 26, 2012

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa

Dili: Türkçe

Ben bu donemden kitaplar okudugum zaman bende yarattigi etki aynen "Bir tatli huzuuur almaya geldiiik, Kalamiiiiiis'taaa aaaaaaaaaaaaaa" nin etkisiyle ayni. Yazarin bakis acisindan tamamen bagimsiz.. Nihayetinde Peyami Safa cok acik kafali bir insan degilmis ama is edebiyata geldiginde durum baska. Hikayelerde aciklik-mutaassiplik cekismesinden galip gelen mutaassiplik oluyor. Bundan rahatsiz olanlari duydugum icin bunu dile getiriyorum. Bence bu edebiyat soz konusu oldugunda tamamen gereksiz bir onyargi. Oradan siyrilmak gerek..

Yine tatli seker bir hikaye. Insanlari tesvik etmek icin "zaten kisa" diyecegim ama uzuluyorum, uzun olsa ne olur. Uzun olsa da okunmali.

Haziran 03, 2012

Uzaktan Aşk - Amin Maalouf

Dili: Türkçe

Efendim bu aslında bir kitap değil bir libretto. Finlandiyalı besteci  Kaija Saariaho'nun bestesi için yazmış Amin Maalouf. Benim çok hoşuma gitti hikayesi. 3 ana karakter var; aslında bir prens olan trubadur (ozan) olan Jaufré Rudel, Gezgin ve Trablus Kontesi Clémence.
Hikayeyi sonuyla beraber buraya özetlemeyi sakıncalı bulmuyorum zaten en başında 5 perdenin birden özeti var.
Ozanımız Jaufré, aşıktır ancak sevdiği kadının kim olduğunu bilmez. Onun özelliklerine güzelliğine şiirler yazar. Bir gün Gezgin ona anlattığı kadını gördüğünü ve onun Clémence olduğunu söyler. Daha sonra Gezgin, Clémence'a onu uzaktan seven ozan Jaufré'den bahseder. Jaufré başta, aşkını Clemence'a söyleyerek Gezgin'in ihanet ettiğini düşünse de ani bir kararla bir gemiye atlar ve sevdiğini görmeye gider. Gel gelelim yol boyunca sinirden stresten hasta düşer. Kontes'in yanına vardığında ölüm döşeğindedir ve Clémence'ın kollarında son nefesini verir.

Hikayeyi niye anlattın biz okuyacaktık demeyin. Bu bir libretto ve önemli olan şiirler ve sahne. Tabii ki operasını izlemek isterim bir gün, bakalım nasıl sahnelemişler diye. Ben çok beğendim, aşağıya da birkaç cümle düşüyorum. Gerçekten uzun zamandır bu tatta bir hikayeye dalmamıştım. (Not: Bir yandan da Amak-ı Hayal okuyorum, orada da böyle hikayeler mevcut ama onu sindire sindire okuyorum, bitirdiğimde koyacağım)

Yani aslında asıl hikaye, birbirini hiç görmemiş iki insanın birbirine olan aşkını, kavuştuklarında (fiziksel dünyada) yaşatamama korkusu. Eğer Jaufré ölüyor olmasaydı Clémence ona yine onu sevdiğini söyler miydi?

..Denizler ötesini düşlüyoruz ikimiz de, ama sizin için denizler ötesi burası, Gezgin, benim içinse orada, uzakta..Sayfa29

..Ozan, yalnızca senin dizelerinin aynasında 
Güzelim ben..Sayfa35

..Uzaktan göğün ışığıdır güneş, ama yaklaşınca bir cehennem ateşi!..Sayfa58

Mayıs 29, 2012

Acımak - Reşat Nuri Güntekin


Dili: Türkçe


Klasiklerden ama okumamışım işte şimdiye kadar. Cahillik.. 
Katı ama işinde başarılı ve zeki bir öğretmen Zehra Hanım. Annesinin, ablasının ve büyükannesinin mahvından babasını sorumlu tutuyor ve babasını ortaokul çağlarından beri reddetmiş.

Derken babasının hasta olduğu ve ölmek üzere olduğu haberiyle yola çıkıyor. Gittiğinde babasının güncesini buluyor.

Kitapla ilgili söyleyebileceğim, çok çok beğenmem dışında, biraz acıklı olduğu ve ana fikrinin "Hiçbir şey göründüğü gibi değildir", "Hayatta önyargılı olmamak gerekir" olduğu.

..Belki çocukça bir fikirdir, felsefe kitaplarında yeri yoktur ama ben saadeti ikiye ayırırım. Başkalarından alınan saadet, başkalarına verilen saadet. Benim için hakiki saadet, başkalarına verilen saadettir..Sayfa88

..Fakat ben onu ilk defa masallarda olduğu gibi su başlarında, gül bahçelerinde olsaydı bilmem bu kadar sevecek miydim? İnsanlar hiçbir vakit ıstırap çektikleri zamandaki kadar güzel olmuyorlar..Sayda101

Mart 24, 2012

Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel García Márquez


Dili: Türkçe

Yazmaya nereden başlayacağımı bu sefer bilemedim. Deminden beri yazıp yazıp sildim..
Nobel ödüllü bir kitap bu. Bütün Nobelli kitaplar böyle mi oluyor bilmiyorum (!). Daha önce bu yazardan Kırmızı Pazartesi'yi okumuştum ve çok beğenmiştim. Ancak bu kitap gerçekten bambaşka! Okumakta neden bu kadar geç kaldın falan filan demeyin. Etrafımdaki herkes "Aaaa yeni mi okuyorsun, çok iyi kitap o" dedi, gerçi eminim hala okumayan bir sürü arkadaşım var :)

Şimdi nasıl anlatsam. Zamanı upuzuuuun sonsuz bir cetvel gibi düşünün. Her santimetresi bir gün olsun mesela. Sonra o uzayan cetvelin rastgele bir noktasına paralel olarak yüzyıl uzunluğunda turuncuya çalan tok sarı renkte bir şerit düşünün. Kitap öyle bir şey.

Gelip hiçliğin ortasında Macondo kentini kuran bir avuç insan var. Bunlardan 2 tanesi bizim ailenin büyük büyük büyük ninesi ve dedesi olan Ursula ve Jose Arcadio Buendia. Kitap boyunca onlardan başlayarak ailedeki insanların başlarından geçenleri okuyoruz. Bir sürü Aureliano, bir sürü Amaranta ve bir sürü Jose Arcadio isimli kişi var. Fantastik bir hikaye; içinde edebiyattan icatlara, halk devrimlerinden kapitalizme (lanet muz fabrikası), çingenelerden aşka, evde dolaşan ölülerden genelevlere biiir sürü şey var. Bir kez daha kitapla ilgili herhangi bir eleştiri yapmak ne haddime diyorum.

Çok beğendim, herkes okusun herkes eğlensin..


..İşgal edilen kentlerin karanlık yatak odalarında, yatak odalarının en sefillerinde Amaranta'yı bulmuş, yaralıların sargılarındaki kurumuş kan kokusunda Amaranta'yı algılamış, ölüm tehlikesinin bir anlık dehşetinde Amaranta'yı yaşamış, her yerde, her zaman onu düşlemişti..........Günlerden bir gün, yaşlı birinden bir masal dinlemişti. Masaldaki adam, halasıyla evleniyor, halası aynı zamanda amcasının kızı oluyor ve oğlu da kendi dedesi oluyordu sonunda...Sayfa170

...Daha sonra kadının, zarafetini hiç bozmadan, sofra kurallarına bütünüyle uyarak yarım danayı yediğini görünce, bu güzel, çekici ve doymaz filin, ideal kadın olduğunu inançla söyledi...Sayfa287

...Bu gece cümbüşlerinden birinde Alvaro'nun belirttiği gibi, edebiyatın insanlarla alay etmek için bulunmuş en iyi eğlence olduğu görüşü o güne kadar Aureliano'nun hiç aklına gelmemişti...Sayfa430

..."Soyun atası ağaca bağlanır, sonuncusunu da karıncalar yer," diye yazmıştı Melquiades..Sayfa459

Ocak 05, 2012

Çavdar Tarlasında Çocuklar - J.D. Salinger


Dili: Türkçe

Kitap daha önce "Gönülçelen" olarak çevrilmiş. Orjinali "The Catcher in the Rye". Genel olarak Holden adlı çocuğun Pencey okulunda yaşadıkları anlatılıyor. Holden Pencey'den Noel tatili öncesinde atılıyor. Okuldan çıkıyor ve bir yandan da okuldaki hikayeler anlatılıyor. Pencey aslında büyük insanların hayatındaki bütün sahteliğin lisede yaşanan yansıması. Her türlü pislik ve yapışkan herif mevcut. Masumiyetini yitirmiş çocuklar.. Zaten hayat da öyle.

Gönülçelen çevirisi nasıldı bilemiyorum ama bu çeviride kitaptaki kelimelerin çeyreğini "filan" kelimesi oluşturuyor. Yazar belli ki düşük cümleler ve amiyane tabirler kullanmış dolayısıyla çeviri de öyle yapılmaya çalışmış. İlk başta biraz yadırgansa da aslında alışılıyor. Yazım üslubu bana biraz Murathan Mungan'ın Yüksek Topuklar'ını hatırlattı. Çok severim ben o kitabı. Hikayenin arasına sürekli hislerini ve geçmiş hikayeleri sokuşturur. Buradaki üslup da öyle ve ben çok beğendim.

Holden çok değişik bir karakter. Küçük yaşına rağmen uzun boyu ve beyazlaşmış saçlarıyla aslında büyümüş de küçülmüş; ama bir yandan da küçüklerin dünyasında deneyimli bir yetişkin karakter. Güzel, tavsiyelik.


... Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir..Sayfa23

..Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, oonları yakalıyorum.. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim..Sayfa162

Aralık 21, 2011

Biz - Yevgeni Zamyatin


Dili: Türkçe

Hastalık sebebiyle gecikmeli koyuyorum bu kitabı. 1984 tarzı sosyolojik bilimkurgulardan hoşlanıyorsanız asıl bu kitabı okumanız gerekiyor. Bu kitabı ta 1920de Sovyetler'de yazmış. Yani bütün o George Orwelllerin babası sayılır. Hikaye çook gelecek zamanda geçiyor. İnsanlıktan çıkmış veya sadece "Sayı"lara dönüşmüş bir toplum. Kitap D-503'ün ağzından anlatılıyor. Gezegenlerarası seyahat için geliştirilen ENTEGRALin başındaki kişi. Toplum çok garip gerçekten. Sosyolojik analizini yapmaya benim çapım yetmez. Sadece burada biraz bahsedebilirim. Örneğin herkes cam bölmelerde yaşıyor. Saklayacak bir şeyleri yok dolayısıyla perde falan yok. Herkes herkesi görebiliyor. Herkesin hangi saatte ne yapacağı dakikasına kadar belli. Gelelim en önemli kısma: hayalgücü ve ruh hastalık sayılıyor. "Ben" diye bir şey yok; hepsi "biz". Ben'in farkına varanlar tedavi ediliyor. Bu yüzden, çocuğu olan anneler Velinimet makinesinde çocuk doğurduktan sönra öldürülüyor. Kimsenin idama itirazı yok, çünkü ben yok. Kitapta I-330 sayesinde ben'inin farkına varıyor bizim D-503.
Çok da ilginç bir sonu var. Günlük hayatın basit çerezlik kitaplarından kaçmak isteyenler lütfen buyursun. Aslına bakarsanız, herkesin okuması gereken bir kitap. En azından toplum hayatı üzerine azcık düşünebilmek için.


..Gözümde denkleme kazara süzülüvermiş ve çarpanlarına ayrılamayan irrasyonel bir terim kadar huzur bozucuydu bu kadın..Sayfa9

..Kalın bir camın ardında eksi birin karekökünü gördüğümü hayal ettim: hem sonsuz büyüklükte hem sonsuz küçüklükteydi; saklı ama her daim bilinen eksi işaretli iğnesiyle akrep şeklinde..Sayfa109

..Kendimi duyumsuyorum. Ama sadece içine kirpik kaçan göz, şişmiş parmak veya çürük diş kendini duyumsar, bireysel varlığının bilincine varır. Sağlıklı göz veya parmak ya da diş varlarmış gibi görünmezler. Yani gayet açık, değil mi? Kendi kendinin bilincine varmak, hastalıktır..Sayfa136

..Çünkü çocuklar en gözüpek filozoflardır. Ve gözüpek filozoflar her daim çocuk kalır. Yani haklısın, bu tam çocukça, aynıyla gerekli bir soru: Sonra ne olur?..Sayfa185



Kasım 02, 2011

Doğunun Limanları - Amin Maalouf


Dili: Türkçe

Çok yoğun olduğum bir döneme denk gelmese, bitirilmesi en fazla 2 gün sürecek bir kitap. Nefes kesici. Lübnanlı bir yazarın kaleminden Osmanlı padişah torununun hayatı anlatılıyor. Kahramanımızın adı İsyan. Karışık aile ilişkileri ve karışık bir dönemde Beyrut'a yerleşmiş bir ailenin çocuğu İsyan. Bir ablası bir de kardeşi var. Haliyle varlıklı bir aileden geliyorlar. Fransa'ya tıp okumaya gittiği sırada 2. Dünya Savaşı patlak veriyor ve direniş örgütlerinden birinin kahramanı oluyor. Ancak o kadar alçakgönüllü ki kendine hiç kondurmuyor. Sonraları birsürü başka çarpık olaylar geliyor başına. Filistin-İsrail olaylarının başında sınırın iki yanında kalan karı-koca, yüzünü hayatı boyunca bir kere gördüğü kızı..
Kitabın anlatılış şekli ise çok hoşuma gitti. Yazarın ağzından anlatılıyor aslında. Yazar, Paris'te metroda karşılaştığı tarih kitaplarında resmi olan yaşlı adamın peşinden gidiyor. Adamın kim olduğunu bildiğinden tabii.. Ve söyleşiye başlıyorlar.
Kitap basit bir dille yazılmış. Ama öyle bestseller laubaliliği yok. Hızlı okunan ama yer yer sindirmesi zor kısımlar var. (savaş, aile, saygınlık vs)
İşte böyle, bence okuyun.



..Kendimi kontrol etmem gerekirdi! Duygularıma hakim olmayı öğrenmeliydim! Özellikle insanların şaşkın oldukları savaş dönemlerinde..Sayfa52

..Montpellier'de hiç kimse yanlışlık olduğuna inanmak istemedi. Kahraman olduğunuzu yadsımaya kalktıkça ününüz büyür, üstelik alçakgönüllüsünüz diye saygınlığınız artar. Söylendiğine göre, alçakgönüllülük, kahramanların yüce erdemidir..Sayfa72

..Sıkılıyor muydum? Hiç sıkılmıyordum. İnsan, özlediği zevkleri edinemediğinde sıkılır..Sayfa125


Eylül 11, 2011

Semerkant - Amin Maalouf


Dili: Turkce

Simdiye kadar niye okumamisim diye dert yaniyorum.. 3 gunde bitti kitap ama inanin 2. gunde bitmesin diye tuttum kendimi! Gittim baska turlu oyalamaya calistim kendimi sirf kitap bitmesin diye.. O kadar guzeldi ki...
Omer Hayyam'in bir Elyazmasi'ndan gidiyor hikaye. Kitabin hikayesi anlatilirken 11. yuzyildan 20. yuzyila kadar bir Iran tarihi var. Bir yandan Selcuklularla ilgili de birsuru bilgi edinilirken bir yandan da Omer Hayyam'i ne guzel taniyoruz.. Yani bu kitap bir klasik, cahil kafamla kalkip yazardi hikayeydi yorum yapmak haddim degil.
Tek soyleyecegim, zaman kaybetmeden bu kitabi herkes okumali. Yani bir an once hayatiniza girmeli..


Buradan itibaren yeni bir uygulama da baslatiyorum. "Her kitaba bir soundtrack!" :)

Sarki biraz uzun ama ortalardan sonra asil duygular geliyor. Bu kitaba yakistirdim:

Ağustos 04, 2011

Crime and Punishment - Fyodor Dostoevsky


Dili: Ingilizce

Vasifsizligimdan oturu bu kitapla ilgili yorum tabii ki yazmayacagim. Taa cok onceden okumustum aslinda ama Rusya'da gecirdigim 2 hafta sonrasinda okumak cok keyifli oldu. Oncelikle, kitapta gecen sokaklari meydanlari gozumun onune getirebildim cunku oralari daha yeni gezmistim.
Rusya'da insanlar hakikaten cok ilginc. Ilginc derken en iyi anlamiyla ilginc. Herkesin elinde mutlaka bir kitap var. Isin en guzel yani da, kitaplarin neredeyse hepsini ciltli basiyor olmalari. Saatlerce kitapcilarda gezdim ve rusca bilmedigim icin gercekten cok uzuldum. Bilsem, yeni bir bavul satin alip icini kitapla doldurur donerdim. Yiyecek, icecek, oteller asiri pahaliyken, dev boyutlu ciltli super kalite kitaplar 5 euro'dan daha pahali degil. Kulturlu toplum tabi...
Ben de Saint Petersburgdaki son gunumde, artik dayanamadim ve 2 kitap aldim. Belcika'da en dandik cep kitaplari 10 euroya satilirken, orada rus klasiklerinin ingilizceleri de cok ucuzdu. Bir adet Dostoevsky ve bir adet Gogol ile dondum.
Raskolnikov ve Sonya'nin evlerinin oldugu sokaklarda da gezindim.

Yapacagim tek yorum su olacak sanirim: tarih farkini dikkate alirsak belki de normal ama Saint Petersburg bana cok ferah, sakin ve huzurlu bir sehir gibi geldi. Yaz oldugundan, havanin kararmamasindan, nehirlerin sagindaki solundaki yesilliklerden ve her yerde icki icen insanlarindan olabilir. Velhasil, kitaptaki Saint Petersburg daha soguk, pis ve huzursuz bir yer gibi anlatiliyor. Diyeceksiniz ki adam 1800lerde yazmis, dogru. Gezinin ustune kitabi okudugumdaki yorumum oldugu icin soyledim zaten..

Haziran 05, 2011

Parasız Yatılı - Füruzan


Dili: Türkçe

Hikaye kitabıymış bu Parasız Yatılı. Hikayelerden Parasız Yatılı'nın ismi verilmiş kitaba ama en çarpıcısı sondaki "Haraç". İlk 2-3 hikayede açıkçası çok takip edemedim yazarı. Sanırım benim yazdıklarım da böyle oluyor. Bir ordan bir burdan. Devrik cümleler, sanki oturmuş karşınıza sizinle konuşuyor. Sonraki hikayelerde anlatılan bir olay veya sahne vardı, onları daha iyi anladım. Daha iyi paylaştım demek daha doğru belki. Biraz klasik bir tabir ama "memleketimden manzaralar" a çok uygun. Genel olarak 1968-1970 yılları arasında yazılmışlar. O dönemdeki göçmenlerin hayatından, cumhuriyet dönemi sonrasındaki konakların yaşantısına, mahallede çocuklarını korkmadan sokağa salan annelerin zamanına değinmiş. Ah o sonuncu hikaye, Servet Hanım'ın hayatı, en çok o etkiledi beni. Ha bir de 2 salaş pis çocuğun iskelede geçirdiği yazların olduğu "Yaz Geldi" hikayesi. Bizim çağımız gençleri için, sadece dinlediğimiz hikayelerden tanıdık gelen sahneleri okudum. Çok beğendim.

...Çok acı çeken biri vardı, şehrin tüm pazartesileri ona kapalıydı ve diğer günleri de...
-Sabah Eskimişliğin- sayfa13

..."Olmuşsunuz siz de bir adam sanki," derdi. "Olunsaydı uzamakla adamlık, olurdu en büyük adamlar Çukurdere'nin kavakları."
-Edirne'nin Köprüleri- sayfa80

Nisan 06, 2011

Kaosun Sırları - Maxime Chattam

Dil: Türkçe

Sonunda voheyyy dedirten bi kitap. Bazı insanlar oha lan artık diyebilir ama kurgusunu yine harika yapmış Maxime kardeş. Yine bütüün açık delikleri bireeer birer kapamış. Ben açık bulamadım. Sorunluyum ya açığını arıyorum. Bu sefer öyle önceden tahmin edilesi bir sonu olan türden bi kitap diil. Maşallah inanılmaz karışık bi kurgu yapmış. İyi de çıkmış içinden. Bu Zamanın Kanı kitabındaki çeviren gerizekalı diil bunun çevirmeni. Türkçe çevirisi rahatça okunabilir. Aynı kitaptaki gibi, tek başına yaşayan genç kız oluncası, ben de amanın noluyo dedim ama, sonradan açıkladı tabi Maxime :) Tavsiye olunur. Bu arada başlarında tırstığımı inkar edemem. Ha bu arada, vahşetten rahatsız olup da kitap bırakan arkadaşlar, bu kitaptan korkmasın. Yazarın Kötü Ruh kitabı ne kadar ağır vahşetse de, bu kitap o kadar aksiyon. Öyle gözü bağırsağı çıkmış ceset falan fıstık yok.

Nisan 02, 2011

Güneşi Uyandıralım - José Mauro de Vasconcelos

Dil: Türkçe

Canım Zeze büyüdü ergen oldu. O güzel kalbi beyni hala büyük insanların o duygusuzluğundan, umutsuzluğundan uzak. Bu sefer yüreğindeki cururu kurbağası Adam ve tatlı hayali babası Maurice var. Bir önceki kitaptaki ailesinden alınmış ve başka zengin bir aileye verilmiş Zeze. Okulundakiş rahiplerden Fayolle ile çok iyi anlaşıyor. İçindeki güneşi uyandırıp ölmek isteğinden uzaklaşıyor. Aslında sayfalarca yazılır bu kitap üzerine de. Nasıl bir hata yapmışım ben şimdiye kadar bunları okumamakla. Daha doğrusu tekrar okumamakla çünkü "gerizekalı olduğum" fikri hala sabit. O zamanlar hiçbir şey anlamamışız. Denizim de şimdi okuyor ama zorla okudu hatta bitirmedi bile bu iki kitabı. Biraz büyüyünce.. Küçük Prens ayarında diyorum çünkü çocukluk-büyüklük kargaşaları benzer ve çocukların dünyasının hayal gücünün aslında "üstün insan" olduğu konusunda hemfikirler. Bundan sonra 3 başucu kitabım var...