Ocak 20, 2012

Ve Geri Kalan Her Şey - PuCCa


Dili: Türkçe

Twitter'dan bloglardan uzak olunca tabii haberim yoktu benim PuCCa'dan. Cem patron sağolsun, ben elin sarı çiyanı tarafından terk edilince bu kitabı verdi bana. "Hem gülersin hem de erkeklere süper küfrediyo rahatlarsın" dedi.
Meğersem bu PuCCa blog yazarıymış. Başlarda gerçek isim falan da kullanmıyormuş, içini dökmek istemiş. Ana avrat düz gidip hayatını anlatmış. Sonraları kitap olmuş. İyi de olmuş. Kendisinin de kabul ettiği gibi "edebi" bir değeri yok ancak hayatımızda olan biten küçük detayları dile getirmesi ve yazım tarzı çok hoşuma gitti. Ne demek şimdi küçük detay diyeceksiniz. Yani neredeyse hergün karşılaştığımız ama dile getirmeye gerek görmediğimiz şeyler.
Bir şey anlatırken aralarda başka başka yerlere gidiyor. Murathan Mungan'ı sokuşturucam yine ama o Yüksek Topuklar'daki gibi. Çok eğlenceli!
Bir sürü yerde kahkahalara boğulup gözlerimden yaşlar geldi gülmekten.
Yine beğendiğim birkaç kısmını koyacağım buraya ancak kitabın ve hitabın göstergesi olmayacak. Keza kendi başına olsa çok masum durabilecek bir sözcüğü bazen bir olayın akışı içinde öyle kullanıyor ki midenize kramplar girebilir gülmekten. Eh tabi buraya da 2 3 sayfalık yazıyı koyamayacağım için en iyisi mi siz de okuyun.
Bol kahkahayı kendinize çok görmeyin. Hatta blog sayfasına da bakın: http://passiflora-rapunzel.blogspot.com/



...Kendi kendime emekli teyze listesi yaparak çıktım dışarı, o sırada da Pekmez aradı, ya dedim bu çocuğun arabası var, elimde bir ton poşetle eve kadar yürümeyeyim, bi işe yarasın diyerek onu da çağırdım markete. O da hemen geldi, ya var ya bence bu çocuk bu yüzden kaybetti. Ne zaman çağırsam işi gücü bırakıp koştur koştur geliyor. Tek bana özel değil tabii bu durum, karısı da aradığında aynı şekilde yapıyor. Bi hayır demeyi öğren be adam, vallahi o zaman kazanacaksın ama ıı ıh ille birilerinin peşinde sürüklenecek..Sayfa53
Not: Bu kısmı kendim için özel olarak yazdım. Hayatta kimseye hayır diyemeyip kaybeden birisi olduğumdan. Ha bu arada, bu huyumdan vazgeçme kararı aldım. Artık iyi ışıl he ışıl yok haberiniz ola, hayırcı despot olacağım.

..Meğersem gay gruplar toplanıp gelmiş bu sezon ve bizim kaldığımız yer paso bunlarla dolu......Kız kıza Olimpos'ta olmak da neyin nesi? Denize gitmek için bile bir kilometre yol yürüyorsun.. Her taraf kaslı bebe dolu ve hepsi dünya ahret bacım, "Çin işkencesi mi lan bu" diyerek yedim de yedim bütün kahvaltıyı...Sayfa70

..Beyaz tenli olmanın zararı aslında bui esmerler ne güzel hiçbir bok yapmasalar bile kanlı canlı duruyorlar. Ben iki allık sürmeyeyim "geçmiş olsun tatlım lösemi olmuşsun" diyorlar...Sayfa161

..İyi biri gibi görüneyim bari bundan sonra yanında, bayramda huzurevine falan gidelim diyeyim de böyle götümden kelebek fışkıran iyilik perisi gibi görsün beni. Belki o zaman düdüklemek ister.........Belki de beni çok zeki bulmuştur, kendine göre fazla görmüştür. Yani evet, bence de zekmdan korkmuştur. Haklısın buna ben de inanmadım. Zekamdan neden korksun herif, sanki düşünce gücüyle atom bombası yapıp götüne sokacağım salağın, zaten bu da istediklerini elde edemeyen kızların bahanesi..Sayfa226

..Sonra lazer yüzünden daha dökülmemiş bazı tüycükleri fark ettim! Kadın onları sakın alma dökülecek demişti, o kadar büyük ikilemde kaldım ki, şimdi ne olur ne olmaz diye alsam mı? Yoksa amaaan ya ilk günden adamın koynunda ne işim var mı desem? Ya yolda trafik kazası geçirirsek? Ya o kurtulup beni kurtarmaya çalışırken eteğim açılırsa? Ya hastaneye yetiştirdiklerinde doktorlar buna "Kızı kurtardık, şu an yoğun bakımda traşlıyoruz" derlerse? Ya adam tam beni tekerleğin altından çıkartırken yanlışlıkla eli donuma gelirse, sonra midesi bulanıp beni orada kendi kaderime bırakırsa? Ya tam kaza anında güvenlik kameralarına takılırsak ve kameralar belden aşağımı haberlere verirlerse? Ya tüm Türkiye o gün ağdasız olduğumu öğrenirse? Haberleri izleyen teyzeler, "tüh tüh tüh pisliğe bak, yanına almış manken gibi çocuğu bi kuaföre git di mi? Japonya mı burası kapa kapa midem kalktı" derlerse?..Sayfa271

Ocak 17, 2012

Kaktüsler Susuz da Yaşar - Mamaklı Kadınlar


Dili: Türkçe

Kitabın içeriğinden bahsetmeden önce bu kitabı okurken hayatımın en acı deneyimlerinden birini yaşadığımı söylemem gerek. Bu kitap, dünyanın en cesur kadınlarından 46 tanesinin anılarını içeriyor. 1980lerde Mamak askeri cezaevinde kalmış kadınların. Biz 80lerde doğan apolitize gençler için aslına bakarsanız kulaktan dolmadır darbe ve etrafında yaşananlar. Faşist anası babası olanların ailelerinde iş nasıl dönüyor bilmiyorum ama anne ve babalarımız genellikle konu hakkında konuşmazlar. Hatırlamak istemediklerinden mi çocuklarını bulaştırmak istemediklerinden mi bilemem..
Gözlerimin dolmadığı herhangi bir sayfa olmadı. Onlar gibi aynı yollardan geçen, hayatta olan olmayan bütün kadınlara burdan saygı ve selamlarımı gönderiyorum.

Emniyet'te DAL'da (Derin Araştırma Laboratuarı) işkencelerde solcuların öldürüldüğü günler. DAL'daki işkencelerden de bahsediliyor, Mamak cezaevinden de ve kaderin cilvesi midir nedir, İki Yıllık'tan da (cezaevine dönüştürülen okul). Erkek arkadaşlarının gördüğü işkenceler daha ağır olsa bile, kadınlara yapılanlar da akıl alır gibi değil. Çoğu artık belleri tutmayacak hale gelene kadar coplanmış, elleri yüzleri sırtları kolları bacakları 'sayım' bahanesi altında günde 3 4 kere coplanıyor. Dandik bahanelerle 'tabutluk' adındaki camsız penceresiz 1 metrekareden küçük 2 kişinin aynı anda oturamayacağı hücrelere 2şer 3er dolduruluyorlar. Askerler de az değil, komutanlarının gazıyla iyice insanlıktan çıkıyorlar. Tabutluklara indirilmeden önce zemin ayakbileği boyunda suyla dolduruluyormuş ki Ankara kış soğuğunda hastalansınlar hem de vücutları 10 günde su çekip şişsin diye. Gazete çay sigara yasak. Sürekli aşağılamaya maruz kalıyorlar ve 'siyasi mahkumken' askeri mahkum muamelesi yapılmaya çalışılıyor. Ama gelin görün ki, aynı şartlarda yaşayan erkek mahkumlar ne açlık grevlerini tamamlayabiliyorlar ne de askerlere direnişlerinde kadınlar kadar iyiler. O Raci Tetik denen psikopat cezaevi komutanının deyimiyle erkekler "ölü balık gözüne" çevrilirken, kadınlar sürekli bir birlik beraberlik içindeler. Direniyorlar. Açlık grevleri 36 gün de sürse pes etmiyorlar. Erkek arkadaşlarını o halde gördüklerinde kırılan cesaretleri, beraberlikleriyle tekrar doğuyor. Böylece kazanıyor Mamaklı kadınlar.
İnsanı insanlığından utandırmak adına yapılan her türlü işkence onları daha insan yapabiliyor.

O günlerde yaşamamış bizler için, öğrenmenin çok önemli olduğu bir dönem. Unutmamamız gereken bir dönem. Türkiye tarihi açısından ilginizi çekmiyor olsa bile, insanlık tarihi açısından bilinmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

Fakat uyarıyorum sizi, okumak hiç kolay değil. "Zor okunuyor" gibi bir cümleyi en başa koymak istemedim çünkü herhangi bir kitap sanıp bu yazıyı bile okumayabilirdiniz. Şimdi yazıyorum gerçekten zor okunuyor. Yüreğiniz kaldırmayabilir. Ama zorlayın kendinizi. Onlar cesaretlerini toplayıp o günlere geri dönüp yazmışlar paylaşmışlar. Biz de onların yüzde biri cesaretini gösterip okumalıyız.

Not: Gözlerimin en çok yaşlarla dolduğu kısmı da burada yazmak istedim. Kitabın en sonundaki "Ek". Küçümen lakaplı, o sıralar askerliğini yapmakta olan er kendisi. Komutanlarına yakalanma tehlikesine karşın bu mert kadınlara sigara mendil taşıyan, başında komutanı vur dediğinde sert vuruyormuş görüntüsü verip vurmayan er. Kitapta onun gibi başka askerlerden ve doktorlardan da bahsediliyor ama bir tek Küçümen'in mektubu var. Onun için de çok zor olmuş olmalı.


..Kaçarken ayağı kayıp düşen ve geçirdiği ameliyata (!) rağmen hayatını kaybeden genç ANOD'lu Ercan Koca'dan söz ediliyordu.. Anlamak zor değildi. Evet... Bir arkadaşımız daha işkencede can vermişti! Rezzan birden durdu, başını kaldırdı ve bizlere baktı. Boğazından bir ses çıktı, 'Ercan Koca! Ama bu benim kardeşim!' Dondu zaman ve her şey o an...Dilvin Altınakar Semizer Sayfa 130


..Ama ben bu kitapta yazılanların asıl olarak, kirli bir el saçlarından tutup duvara çarparsa genç bir kızı, onun yerinden kalkıp yaralarını kendi kendine sarıp, hayatına devam etmesi için gereken dayanma gücünü versin isterim..Gülşen Bektaş Sayfa 263

..Yalnız insan çaresizdir, güç yitirir zaman geçtikçe, verili durumu kanıksar, umarsızlaşır, kendini tüketmeye başlar ya, işte o zamanları bekliyorlardı şiddeti sürekli ve sistemli hale getirerek, dozunu artırarak..Günseli Kaya Sayfa 309


Ocak 05, 2012

Çavdar Tarlasında Çocuklar - J.D. Salinger


Dili: Türkçe

Kitap daha önce "Gönülçelen" olarak çevrilmiş. Orjinali "The Catcher in the Rye". Genel olarak Holden adlı çocuğun Pencey okulunda yaşadıkları anlatılıyor. Holden Pencey'den Noel tatili öncesinde atılıyor. Okuldan çıkıyor ve bir yandan da okuldaki hikayeler anlatılıyor. Pencey aslında büyük insanların hayatındaki bütün sahteliğin lisede yaşanan yansıması. Her türlü pislik ve yapışkan herif mevcut. Masumiyetini yitirmiş çocuklar.. Zaten hayat da öyle.

Gönülçelen çevirisi nasıldı bilemiyorum ama bu çeviride kitaptaki kelimelerin çeyreğini "filan" kelimesi oluşturuyor. Yazar belli ki düşük cümleler ve amiyane tabirler kullanmış dolayısıyla çeviri de öyle yapılmaya çalışmış. İlk başta biraz yadırgansa da aslında alışılıyor. Yazım üslubu bana biraz Murathan Mungan'ın Yüksek Topuklar'ını hatırlattı. Çok severim ben o kitabı. Hikayenin arasına sürekli hislerini ve geçmiş hikayeleri sokuşturur. Buradaki üslup da öyle ve ben çok beğendim.

Holden çok değişik bir karakter. Küçük yaşına rağmen uzun boyu ve beyazlaşmış saçlarıyla aslında büyümüş de küçülmüş; ama bir yandan da küçüklerin dünyasında deneyimli bir yetişkin karakter. Güzel, tavsiyelik.


... Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir..Sayfa23

..Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, oonları yakalıyorum.. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim..Sayfa162

Aralık 28, 2011

İskenderiyeli Hypatia - Maria Dzielska


Dili: Türkçe

İ.S 4. yüzyılın sonunda ve 5. yüzyılın başlarında yaşamış olan filozof, matematikçi ve gökbilimci Hypatia'nın hayatı üzerine tarihi inceleme-araştırma kitabı. Peki kim bu Hypatia? Tarihin İskenderiye'nin çöküşünün habercisi olan vahşi politik cinayetlerinin kurbanı kadındır.

Zamanın önemli kültür merkezlerinden olan İskenderiye'de hala çoktanrılı dine inanan insanlar ve Hristiyanlar beraber yaşamaktadır. Bir yandan Hristiyanlığın yayılması için imparatorluk tarafından çalışmalar yürütülmektedir. Tahtta 2. Theodosius vardır. Hypatia ise İskenderiye'de, yine matematikçi ve gökbilimci olan babasının izinden gitmiş ancak boynuz kulağı geçmiştir. Çoktanrılı dine mensup olan Hypatia'nın öğretileri halk değil, seçkin bir kesime hitap etmektedir. Öğrencileri arasında hristiyanlar, İznik'ten Konstantinopolis'e kadar nüfuzlu kişiler hatta rahipler de bulunur. İskenderiye valisi hristiyan Orestes ile de yakın arkadaştır. Kendisi yıkılan Helen tapınaklarına ses çıkarmaz çünkü aslında hiçbir dine aşırı bağlı değildir. Aksine Platocu olarak, herkesin kendi dinini daha iyi anlayacak dersler vermektedir.

Zamanla, İskenderiye'ye atanan genç başrahip Cyril cozutur. Hypatia'nın saygınlığını kıskanır. Önce İskenderiye Yahudilerini çeşitli oyunlarla öldürür, kaçırtır. Keşişlerden oluşan tetikçi topluluğunu Orestes'in üzerine salar ve Orestes yaralanır. Orestes imparatora mektuplar yazar fakat bir yandan Cyril de yazmaktadır. Cyril, olayların Hristiyanlığı benimsemek istemeyen sapkınlar tarafından çıkartıldığını öne sürer. Zamanla iş Hypatia'ya gelir. Cyril önce Hypatia'nın kara büyülerle uğraşan bir cadı olduğu dedikodularını yayar. Hristiyanlıktan önce de cadılık ve büyü meseleleri halkı çok korkutmaktadır. Böylece Cyril denen başrahip, vaizlerinden Peter ile bir kısım halkı galeyana getirir (büyük ihtimalle tetikçi keşişler de grubun içindedir) ve Hypatia'yı bir gün sokakta alıp bir kiliseye götürürler. Elbiselerini yırtıp, kırık çanak çömlek parçalarıyla Hypatia'yı paramparça edip, şehrin dörtbir yanına etlerini saçarlar.

Sonuç olarak, Cyril kurnazlığıyla imparatorun da aklını çeler ve hiç kimse ceza almaz. Daha sonra Hristiyan tarihçileri tarafından utanç duyulacak bu olay örtbas edilir ve gelecek nesillere aktarımı önlenir. Bu yüzden günümüzde Hypatia ile ilgili kaynaklar çok sınırlıymış. Din uğruna, hırs uğruna, güç uğruna insanın nasıl hayvanlara dönüşebildiklerini bugün hala görüyoruz. Umarım insan içindeki vahşi hayvanı değil, iyiyi de çıkartmayı öğrenebilir.

Onun dışında kitap tamamen bir tarihsel inceleme. Yukarıda yazdıklarım, verilen birçok referans ışığında kendi düşüncelerim. Kitap çok objektif yazılmış. Hypatia'yı suçlayıp Cyril'i melek ilan eden yazarlardan Hypatia'yı körkütük bir hayranlıkla savunanlara kadar.

Oldukça ince bir kitap (100 küsür sayfa), gerçekten okumanızı tavsiye ediyorum.

Aralık 25, 2011

Kara Büyü - Maxime Chattam


Dili: Türkçe

Bir önceki kitap Karanlığın Soluğu'ndan beri gerçekten çatlayacaktım. Bu kitap sevgili Joshua Brolin'imizin geçtiği son kitap. Yine Annabel ile beraber bir maceraya atılıyorlar. Yine vahşet falan var ama diğer kitaplar kadar değil. Çok rahatsız edici değil. Kitap bir üçleme(Kötü Ruh-Karanlığın Soluğu-Kara Büyü) gibi tamam ama bu son kitabı diğerlerini okumadan okuyabilirsiniz. Zaten başında da Maxime'ciğim not düşmüş. Okunur tabii ama ben yine de önce karakterleri tanımak açısından diğer ikisini okumanızı tavsiye edeceğim.
Yine sürpriz bir son var. Ben tahmin edici insanlardan değilim, bunu daha önce de bir yerde yazmıştım. Kitabın sonunu tahmin etmeye çalışıp yazara artislik yapmayı sevmem. Kendimi kaptırıp hikayeye bırakırım. Böyle olunca insan daha çok keyfine varıyor.
Bir Maxime Chattam klasiği olarak bir açık yakalanamadı yine. Müthiş kurgu.
Bu arada ayrıca sevindirici bir haber var. O önceki kitaplardaki çevirmen işten atılmış sanırım, çok sevindim. "Beriki" ve "Nirengi noktası" kelimeleri manyağı, ishal olmasını temenni ettiğimiz çevirmen, kendinize başka bir iş bulmanız bence de çok isabet.

Gelgelelim içimde kalan birşey var, o da bir önceki kitapta ortaya çıkan Annabel karakteriyle ilgili. Bu Annabel'in kocası ortadan kaybolmuş. Onun akıbetini bir türlü öğrenemedik. Ben tam hayıflanırken, Maxime'ciğim kitabın sonuna not düşmüş. Brolin hikayesi burada bitiyor ama size söz veriyorum Annabel'in kocasına ne olduğu başka bir kitapta ortaya çıkacak.

Şimdiii bu kitap 2004 basımı. Tee ne zaman. Doğan kitaptan bu noktada isteğimiz, lütfen bütün kitapları çevirin.


Aralık 21, 2011

Biz - Yevgeni Zamyatin


Dili: Türkçe

Hastalık sebebiyle gecikmeli koyuyorum bu kitabı. 1984 tarzı sosyolojik bilimkurgulardan hoşlanıyorsanız asıl bu kitabı okumanız gerekiyor. Bu kitabı ta 1920de Sovyetler'de yazmış. Yani bütün o George Orwelllerin babası sayılır. Hikaye çook gelecek zamanda geçiyor. İnsanlıktan çıkmış veya sadece "Sayı"lara dönüşmüş bir toplum. Kitap D-503'ün ağzından anlatılıyor. Gezegenlerarası seyahat için geliştirilen ENTEGRALin başındaki kişi. Toplum çok garip gerçekten. Sosyolojik analizini yapmaya benim çapım yetmez. Sadece burada biraz bahsedebilirim. Örneğin herkes cam bölmelerde yaşıyor. Saklayacak bir şeyleri yok dolayısıyla perde falan yok. Herkes herkesi görebiliyor. Herkesin hangi saatte ne yapacağı dakikasına kadar belli. Gelelim en önemli kısma: hayalgücü ve ruh hastalık sayılıyor. "Ben" diye bir şey yok; hepsi "biz". Ben'in farkına varanlar tedavi ediliyor. Bu yüzden, çocuğu olan anneler Velinimet makinesinde çocuk doğurduktan sönra öldürülüyor. Kimsenin idama itirazı yok, çünkü ben yok. Kitapta I-330 sayesinde ben'inin farkına varıyor bizim D-503.
Çok da ilginç bir sonu var. Günlük hayatın basit çerezlik kitaplarından kaçmak isteyenler lütfen buyursun. Aslına bakarsanız, herkesin okuması gereken bir kitap. En azından toplum hayatı üzerine azcık düşünebilmek için.


..Gözümde denkleme kazara süzülüvermiş ve çarpanlarına ayrılamayan irrasyonel bir terim kadar huzur bozucuydu bu kadın..Sayfa9

..Kalın bir camın ardında eksi birin karekökünü gördüğümü hayal ettim: hem sonsuz büyüklükte hem sonsuz küçüklükteydi; saklı ama her daim bilinen eksi işaretli iğnesiyle akrep şeklinde..Sayfa109

..Kendimi duyumsuyorum. Ama sadece içine kirpik kaçan göz, şişmiş parmak veya çürük diş kendini duyumsar, bireysel varlığının bilincine varır. Sağlıklı göz veya parmak ya da diş varlarmış gibi görünmezler. Yani gayet açık, değil mi? Kendi kendinin bilincine varmak, hastalıktır..Sayfa136

..Çünkü çocuklar en gözüpek filozoflardır. Ve gözüpek filozoflar her daim çocuk kalır. Yani haklısın, bu tam çocukça, aynıyla gerekli bir soru: Sonra ne olur?..Sayfa185



Aralık 04, 2011

Ağaçkakan - Tom Robbins


Dili: Türkçe

Ya kitap süründüüü süründü elimde. Tom Robbins okuyanlar bilir, bu adamın kafası insan gibi çalışmıyor. Anlatılmaz okunur bir anlatımı var. İki dakika dikkatinizi vermediğiniz zaman kendinizi yanlış bir yerde bulabilirsiniz. Bir bombacıdan bahsederken örneğin öyle bir cümle kurar ki, egzos (egzoz, egzost) borusundan bir bebek çıkıyormuş zannedebilirsiniz. Okumak zor ama dikkat verince keyif fırtınası.
Kitap boyunca "içim şişti" yorumu yaptım. Şimdi bitirince bunun haksızlık olduğunu düşünüyorum. Evet içim şişti ama kitabın suçu değil.
Kitapta yıkılmış bir krallığın kral ve kraliçesi var. Kızları Leigh-Cheri başrolü bombacı ve yine bir kızıl kafa olan Bernard a.k.a Bebek ile paylaşıyor.
Hawaii'de başlayıp, tavan arasında devam edip, bir piramitte son bulan bir hikaye. Sanırım Camel kitaba reklam vermiş. Gerçi, bu kadar sığ olmaya gerek yok. Camel paketindeki deve ve piramit üzerine öyle bir öykü inşa edilmiş ki, ya Camel yüklü miktarda yatırım yaptı ve inanılmaz bir yazarla karşı karşıyayız ya da yazarın Camel ile özel bir ilişkisi var. Sanat adına ikinci seçeneği huzurlarınızda doğru addediyorum.

Kitabın genel hikayesinden bahsetmek isterdim ama becerebileceğimi sanmıyorum. Ay meraklıları için çok ilginç olduğunu söyleyebilirim sadece. Ay'a çok anlam yükleyen insanlardansanız, hayatın anlamını bir de bu taraftan keşfetmenizde bir sakınca görmüyorum. Öte yandan kurbağa prens ve aşkı kalıcı kılma yolları konusunda ufak bir ihtisas yapabilirsiniz.

Bunların dışında söylemek istediğim çok önemli bir şey var. Okuması bu kadar zor bir kitabı bu kadar başarılı Türkçe'ye çeviren Fatma Taşkent'i tebrik ediyorum. Parmaklarımla ıslık çalamasam bile, duyamayacağınız için sorun yok. Stadlar dolusu ıslık, alkış, tezahürat gönderiyorum kendisine. Lütfen bütün İngilizce kitapları Fatma Hanım siz çevirin! Orjinalini okuma meraklıları için, abicim hiiiiç kasmayın İngilizcesini okumaya. Hem zaten Tom Robbins'in kafası güzel hem de böyle çeviri ödüller almalı!


..Fakat yeni boyalı Remington SL3 Çikletçe yazabilirse bu iş belki de tutar. Bir şey onu bir arada tutmak zorunda. Yunan yapıştırıcı tanrısı Uhu'ya dua ediyorum..Sayfa115

.."Mr. Wrangle'a sizin nasıl biri olduğunuzu sormuştum. Ceylan etinden bir sandığa konmuş eşekarısı suyu ve gül goncaları olduğunuzu söyledi"..Sayfa126

..Eğer bireyler de develer gibi iç kaynaklarını mükemmelleştirirlerse, gücü içimizde bulundurursak o zaman herhangi bir çorak araziyi görece rahat geçer, kurak ortamlarda dışarıya bağımlı olmadan hayatta kalmayı başarabiliriz..Sayfa169

..Taraflardan biri şaşmaz bir şekilde diğerinden daha çok seviyordu. Doğanın bir yasasıydı sanki, gerilime ve yıkıma yol açan, gaddar bir yasa. Böylesine haksız, böylesine sefil bir yasanın hüküm sürmesinden ötürü kederliydi ama bu yasa hüküm sürdüğüne göre, dengesizlik kaçınılmaz göründüğüne göre, daha az aşık taraf olmak daha kolay, daha sağlıklı olmalıydı..Sayfa191

..Dekan der ki, insan vücudundan küçük nesneler mahremiyet niteliği taşır. İnsan vücudundan büyük nesneler aleni olma özelliği taşır. Nesne ne kadar büyükse mahremiyeti o kadar azalır ve tarzı o kadar alenileşir.......Ay, en büyük piramitten bile kat kat büyüktür, herhangi bir anda çok daha fazla insan tarafından görülebilir. Ay, bir şey ne kadar aleni olabilirse o kadar alenidir. Fakat Ay, mahremiyet duygusu uyandırmakta nadiren başarısızlığa uğrar...Sayfa211


.."Sen de benim düşündüğümü mü düşünüyorsun?" diye sordu Leigh-Cheri. "Sanmam. Domates kelimesinin kökenini düşünüyordum."..Sayfa225