Kasım 10, 2012

Kwaidan: Stories and Studies of Strange Things - Lafcadio Hearn

Dili: İngilizce

Şimdi ben bu Japon animelerine bayılıyorum ya.. Hani Spirited Away'ler, Princess Mononoke'ler.. Hepsinde aslında Japon kültüründeki ya da folkloründeki diyelim öğeler serpiştirilmiş. Kodamalar var mesela Mononoke'de, ağaç ruhları. Nehrin ruhu Haku var Spirited Away'de.. Bunlar aslında hep onların efsanelerinden mitolojilerinden çıkan şeyler.

Ben merak ettim, bu hikayeleri anlatan kitaplar bulayım istedim ve aslında tam da aradığım türde bir şey buldum. Bu İrlandalı amca gitmiş, dedelerden ninelerden efsaneleri, batıl inançları, söylentileri dinlemiş ve yazmış. Kitabın adından da anlaşılacağı gibi "garip şeylerin" hikayeleri. Tüyler ürperten bir çok efsane anlatılmış bu kitapta. Kısa kısa bir sürü var. Öyle korkulacak türden şeyler değil ama bi uuuuuuuuuuuuuu sesi çıkıyo her hikayenin sonunda. Çok tatlılar!

İşin güzelliği de, bütün kitap bölüm bölüm şu adreste bulunabilir: http://www.sacred-texts.com/shi/kwaidan/index.htm

Okuyun okuşturun :)

Ekim 31, 2012

Malafa - Hakan Günday


Dili: Türkçe


Alışıldık tokatlık Hakan Günday kitapları gibi değil. Hatta fasülyeden diyebilirim. Oldukça eğlenceli kahkaha attıran cümleleri var. Antalya'da turistlerin nasıl kazıklandıkları üzerine tatlı bir roman olmuş. Topaz adlı dev bir kuyumcuda geçiyor. İnsanların satış için nasıl yaanlar söyleyebildikleri ve ne kadar uç noktalara gidebildiklerini görmek açısından.

Bu arada çok fazla bilmediğim argo sözcük vardı. Bir kısmı Ermenice sanırım ama sözcük dağırcığımızı genişlettik :)

Hakan Günday'ı ilk kez okuyacaklara tavsiyem bu değil. Yine de başka kitapları okunduktan sonra okunabilir.

..Antalya, dünya üzerinde kendine ait güneşi olan tek kenttir. Bu güneş ısıtmaz ama ıslatır. Kanser yapmaz ama kan kusturur. Irkçı bir orospu çocuğudur. Turisti bronzlaştırırken, çalışanı buharlaştırır. O kadar erken doğar ki geceyi kimse anımsamaz..Sayfa27

..Kimin, hangi nedenle turiste ilk kez ikram ettiği bilinmese de, elma çayı, geleneksel Türk içeceğidir. Ancak Türkler undan haberdar değildir.. .. Sonuçta, turist bir haftalık tatilinde, bir Türk'ün doğumundan ölümüne kadar içtiğinden daha fazla elma çayı tüketir..Sayfa66

..Devletin kendisine verdiği olanakları en üst düzeyde kullanmış ve üniversite eğitimi doğrultusunda kariyer inşa eden Batı Avrupalı bir ahçiğin, vahşi ve cahil bir marta aşık olmasının nedeni, Grace Kelly gibi her şeye sahip bir aktrisin Güneş Tarikatı adındaki palyaço sürüsüne katılmasınınkiyle aynıdır..Sayfa111

Ekim 27, 2012

İki Yıl Okul Tatili - Jules Verne


Dili: Türkçe


Küçükken okumamışım ben bunu. Tesadüfen çok tatlı bir kopyası geçti elime. T.Tan'a bu güzel kokulu kitap için teşekkür ederim..

Ah o ne tatlı kitap, ne şirin! Tam 623 sayfaydı ama su gibi aktı geçti. Sayfalar da küçüktü ama olsun.. 9-13 yaş arasında bir avuç oğlanın tek başlarına bir tekneyle Yeni Zelanda'dan bilmeyerek açılıp, denizin ortasında kaybolup ıssız bir adaya düşmeleri hikayemiz. Orada bir koloni kuruyorlar. Avcılık yaparak besleniyorlar ve büyükler küçükleri koruyup kolluyorlar. Kendilerine bir hayat kuruyorlar. Bu kısmı ilk hoşuma giden şey. Çünkü insan dünya üzerinde insan eli değip bozulmamış yerler olabileceği ve cep telefonsuz, internetsiz doğal bir hayatın gerçekten de var olabileceği hayaline kapılıyor. İkinci hoşuma gideni ise tabii ki çocuklar için çıkarılacak dersler. "Oooovvv" diye anaç bir gülümseme yaratıyor yüzünüzde.

Gelelim içimi cızlatan kısma. Tamam çocuk kitabı ama insan düşünmüyor değil. 19. yüzyıldaki bir hikaye. Avustralya ve Yeni Zelanda'da koloni kurmuş İngiltere. İngiliz çocukları, Amerikalı ve Fransız çocukları. Seçkin bir okuldan geliyorlar falan filan. Tamam hikaye güzel ama arada Yeni Zelanda yerlisi Moko'yu insandan saymamak gibi elemanlar çok doğal anlatılmış. Düşünüyorum da o zamanlar hayat mı böyleydi, "Onlar da insan!" diyen yok muydu?? Yoksa yazarın politik diyebileceğimiz hümanist anlayışı bu muydu? Okuyup araştırmak lazım ama içimden gelmiyor. Karşıma ırkçı birisi çıkarsa üzüleceğim çünkü koloni politikası izlemiş ülkelere ve yaptıkları zulümlere, ne kadar ben varsa, hepsiyle karşıyım. Neyse kitapta böyle yorumlar yok zaten ama aradaki iki üç detay biraz üzdü beni..

Ekim 19, 2012

Yedinci Gün - İhsan Oktay Anar

Dili: Türkçe



Kitabı çıkar çıkmaz doğum günü hediyem olarak gönderen Haku'ma çok teşekkür etmem lazım önce. 
Gelelim kitaba.. 3 bölümden oluşuyor. Benim bayıldığım bittiğim, her kelimesine her cümlesine yine aşık olduğum kısım ilki. En uzun bölüm de bu zaten. Özellikle kitabın ilk sahnesi tanıdık İhsan Oktay Anar labirenti. Sanki bir filmin ilk sahnesi gibi, sahneden sahneye güzel bağlara binmiş atlayan bir kameradan bakıyor gibisiniz. Kitap boyunca da size alakasız görünecek şeyler tabii ki İhsan Oktay Anar klasiği olarak çok tatlı bir şekilde birleşiyor.

Bu farklı sahnelerin kişilerin birleşmesi konusunda söylemek istediğim bir şey var. Bazen bir karakter öyle detaylı öyle gelmişli geçmişli anlatılıyor ki karakterin sonunun da aynı şaaşaayla anlatılacağını veya önemli bir insan olduğunu düşünüyorsunuz ama yazar sizi şaşırtıyor. Sayfalarca okuduğunuz karakter 2 satırda bitebiliyor. Ancak bunu öyle bir şekilde yapıyor ki sizi rahatsız edip hayal kırıklığına uğratmaktansa hoşunuza gidiyor.

Uzun zamandır yeni kitabını bekliyordum. Hala da bekliyorum çünkü insan bu anlatıma doyamıyor. Dilini ağır bulanlar ve okuyamayanlar var. Onlara tek söylenecek kafanızın dingin olduğu zamanlarda okuyun. Bir kere hikayenin akışına kaptırabilirseniz kendinizi çok çok keyifli bir yolculuk.

Benim favorilerim yine de Suskunlar ve Puslu Kıtalar Atlası ama bunu da çok beğendim. Hikaye özeti gibi bir şey yazmaya çalışmayacağım. Hele ki alıntı yapmak hiç haddime düşmez, bütün kitabı yazabilirim. Her cümle öylesine emek verilerek yazılmış ki okuyucunun damağında gerçekten güzel bir tat ve burnunda güzel bir koku bırakıyor. Cümlelerin herhangi birine haksızlık etmemek adına bir şey yazmıyorum. Okuyun!

Ekim 05, 2012

Don Juan'ın Öğretileri: Yaqui Kızılderililerinin Bilgi Yöntemi - Carlos Castaneda


Dili: Türkçe

Son zamanların furyasından bir başka kitap.. 1968 yılında basılmış aslında. Antropoloji öğrencisi yazarımız aslında kendine doktora tez konusu arıyor. Sonuç olarak Meksika'da Juan Matos adlı şamanla tanışıyor ve Yaqui Kızılderililerinin gizemlerini ondan öğrenmeye başlıyor. Tabii Don Juan onu hemen öğrencisi olarak almamış ve yazarımız aylarca uğraşıp Don Juan'ı ikna etmiş.

Kitap aslında bakarsanız bilimsel bir çalışma gibi yazılmış ve iki bölümden oluşuyor. İlk bölümü öğretiler; Don Juan'la geçirdiği üç yılı kapsıyor ve günce gibi yazıldığından, hikaye gibi rahat okunuyor. İkinci bölümde ise öğretilerden çıkardığı sistemli bir düşünme ağı oluşturmaya çalışmış ve açıkçası bu bölümü biraz zor okudum ve çok ilgimi çekmedi. İlgimi çekmemesinin sebebi aslında ilk bölümde (kitabın büyük bölümü) anlatılan öğretilerin en önemli sonucu bütün bunların tamamen öznel olması olduğundan, bir makale yayınlamayacaksam böyle bir deneyimleri kalıplara oturtmak istememem.

Gelelim öğretiler neleri kapsıyor.. Don Juan'ın Şaman olduğunu söylemiştik. Yani işin içine mistisizm, spiritüalizm ve haliyle büyülerle çıkılan transandantal yerler var. Genel olarak üç bitki, bitkilerin ruhlarıyla olan iletişim, bitkilerin insanlarla dostluğu ve gösterdikleri gibi başlıklar altında toplayabiliriz. Bu üç bitki Peyote kaktüsü-Mescalito, Datura ve bir mantar. Ha bunlara "uyuşturucu" deyip, kolunda şırınga ölen eroinmanlarla bir tutacaksanız devamını okumayın zaten.

Bunlara üç bitki yerine, Don Juan'ın zamanı geldiğini düşündüğünde yazarımızı tanıştırdığı ve dostluklarını ilerletmelerini sağladığı 3 varlık diyelim. Amacın kafa olmak olmadığı, çok büyük felsefik anlamları olduğu ve çok bin yıllık geçmişi olduğu 'büyüler' bunlar. 

Detaya falan girmeyeceğim, ne de olsa özet yazmıyoruz burada. Benim çok ilgimi çekti. Yazar her seferinde deneyimlediklerini detaylıca anlatmış. İyi ve kötü olarak ayırmadan, sadece olanları yazmış. Fiziksel zorluğu elbette olacak ama zihinsel açılımları ana konumuz.

Yazar birkaç yılın sonunda yaşadığı bir deneyimden ötürü bu işleri bırakıyor. O kötü deneyimini de gayet detaylı anlatmış ve okuduğum gece uyanıp korktum.. Coraline için yazdıklarımdaki gibi, karşınızdaki kişinin aslında sandığınız kişi olmadığı ve bedeninde başka birinin olduğu durum benim rüyalarımda en çok korktuğum sahnedir. Bununla ilgili ve okurken bile etkilendim..

Bu tavsiyeyi yazarken kitabın hakkını veremediğimi düşünüyorum çünkü neresinden nasıl başlayacağımı bilemedim. Çok çok tavsiye ediyorum. 12 kitaplık bir seri bu. Diğer 11ini de kısa zamanda alıp okumak istiyorum. Yani okurken hep Don Juan beni de öğrencisi alsaymış deyip, hem de 'yok ya ben kaldıramayabilirdim' dedim. Başka dünyalar... Okuyun..


.."Hayır! Hiç kimseye kızmam ben! Hiç kimse o denli önemli bi şey yapamaz ki. İnsanların edimleri önem taşıyorsa senin için, o zaman kızarsın. Benim için böyle bi şey söz konusu olmaktan çıkmıştır artık."..Sayfa82

.."Sen kuşlar uçar diyorsun, çünkü onları uçarken görmüşsündür. Kuşların uçması olağan bi şeydir. Ama kuşların yaptıkları başka şeyler üzerinde birleşmeyebilirsinşz; çünkü o şeyleri yaparken görmemişsinizdir kuşları. Arkadaşların şeytan otuyla uçulabildiğini bilselerdi, o zaman onlar da insan uçar derlerdi."..Sayfa142

Eylül 27, 2012

The Politics of Ecstasy - Timothy Leary

Dili: Ingilizce

Zaten daha kitaba başlamadan Tom Robbins'in önsözünü görünce "haaaah tamam" dedim..

Bu sefer kitabı henüz bitirmeden parti parti yazmayı uygun buluyorum. Bu kitap biraz derleme gibi aslında. Değişik bölümleri var. En başlarında daha çok "dini aydınlanma"lardan bahsediyor. 'Din' derken ideolojik günümüz dinlerinden bahsetmiyorum. Krishnamurti'nin bahsettiği tarzda bir Tanrı'ya ulaşma ve dini yaşama olgusu var. Her neyse..

Timothy Leary, 60lı yıllarda politikacılar, din adamları, rahibeler ve rahipler, öğrenciler, doktorlar, yazarlar, sanatçılarla LSD deneyleri yapıp günümüzde hala çıkan saygın akademik bilimsel dergilerde yayınlar yapmış, Harvard Universitesi'ne görevli bir psikolog. Daha sonra zihin uyarıcı maddelerin yasaklanmasıyla birlikte zaten Harvard'dan da atılıyor ve kendi derneğini kuruyor. Yaptığı deneyler yüzünden eleştiriliyor, cezalara çarptırılıyor vesaire. Gelgelelim kanımca, savaş gibi mantıksız bir olaya asker yollayan bir hükümetten daha zararlı değil.

Genel olarak baktığımızda savunduğu düşünce, algı açıcı ve zihin uyarıcı kimyasalların devlet kontrollü ve serbest olması. Diğer bir önemli nokta ise, bu işi zaman içinde kurulacak merkezlerde mutlaka ve mutlaka uzman gözetimi altında yapılması gerektiği. Kitap boyunca kendi deneyimleriyle beraber, başkalarının deneyimlerini ve pozitif/negatif etkilerini detaylıca anlatmış. Deneyim örneği olarak Aldous Huxley'nin Doors of Perception kitabı verilebilir.

LSD etkisi altındayken olan her şeyi çok detaylıca fiziksel yönüyle anlatmış. Sade 'varoluş'un farkındalığı, seanstaki diğer insanlarla oluşturulan derin bağlar, din adamlarının yaşadığı 'dini aydınlanma'lar ve daha bir sürü şey..

8. bölümü anne ve babaların okumasını öneriyorum. Her ne kadar farklı bir yüzyılda da yaşasak, yani verilen örnekler aslında anne-babaların anne-babalarıyla yaşadıkları problemler üzerine olsa da, jenerasyon çatışmasına farklı bir yaklaşım olarak şimdikiler de okusun.

Daha sonra politikacılar ve insanların politik eğilimlerinin çocuklarına olan etkileri hakkında inanılmaz bir sosyolojik analiz var. Tabii bunları yazıldığı tarihe göre değerlendirmek ve üzülmek lazım. 60ların gençlerine ne kadar güvenmiş; güç ve para uğruna yapılan saçmalıkları ve zarar gören insanların olduğu toplumu değiştireceklerine inanmış. Anne ve babaları tarafından televizyonla veya politikayla veya dinle uyutulan çocukların uyanışının LSD veya başka zihin açıcı uyuşturucularla mümkün olduğunu savunuyor. Çünkü bu kimyasallar etkisinde insan hayatında çok önemli bir deneyim yaşıyor. Yarattığımız "para, güç, petrol, yasa" vesaire gibi şeylerden çok yukarda, çok insani bir deneyim. Bu deneyimi yaşayan bir insanın asla eskisi gibi olamayacağını, saf bir hümanist olacağını söylüyor. Elbette daha sonra bu maddelerin yasaklanmasıyla "viski ve sigaracı" orta sınıfın kazandığı bir kavga var. Kitap yazıldıktan kırk yıl sonra bunu daha net bir şekilde görebiliyoruz. Yani aslına bakarsanız her şey çiçek çocuk olmaktan, bütün gün hiçbir şey yapmadan sevişmekten ibaret değil. Bu konular veya genel olarak "insan" üzerine oturup düşünmeyen bizler için çok değişik bir kapı.

Poet of the Interior Journey bölümünde ise Hermann Hesse'nin Siddharta kitabına değinilmiş. Kitabı okuduysanız, okuyup da anlamadığınız kısımlara biraz ışık tutacaktır diye düşünüyorum. Özellikle de sonunda Govinda'yla karşılaşma sahnelerinde Govinda'nın gördüğü "herşeyin bir arada olması" kısmı. Daha sonra yazarın "Doğu Yolculuğu" ve "Bozkırkurdu" kitaplarını da aynı şekilde işlemiş. Bozkırkurdu zaten yanımda ve böylece listenin hemen önüne geçiriyoruz.

Kitabın en son bölümü de bayağı ilginç. Bir röportajını derlemişler. Kendisine açılan marijuana davasında yaptığı savunmalarla başlıyor ama aslında genel olarak savunduğu her şey de özetlenmiş. Hepsini okumaya üşenenler için adamın savunduklarıyla ilgili bu son bölümü, genel olarak maddenin etkisi için de "She Comes in COlors" bölümünü tavsiye ederim.

Şimdi bu kitap ilk kez 1971'de yayınlanmış. İçerdiği bölümlerin bir kısmı 60ların başına ait. Biraz gelgitli ama şunu da unutmamak gerek. O kadar uyuşturucuya rağmen Timothy Leary tee 1995'te prostat kanserinden ölüyor. Yani arada bir bilgisayar ve internet çağı patlaması var. Daha sonra toplumun yeni LSD'si diye tanımlamış. Söylemek istediğim, zamanla insan biraz yön değiştirebiliyor, özellikle de teknolojinin son 20 30 yılda yaptığı atakla. Bunu bilerek okunmalı.

Son bir not olarak, Timothy Leary öldüğünde küllerini uzaya gönderdiler. Şu anda bu bir hizmet sektörü ve aman aman da pahalı değil ama ilk o yapmış..

..Your "ego" is to your brain what the planet earth is to our galaxy with its 100,000 million suns...Sayfa41

..The LSD ecstasy the joyful discovery that ego, with strivings, is only a fraction of my identity. is its pitiful shams and strivings, is only a fraction of my identity..Sayfa36

..There is no form of energy which does not come in the same rhythm. Yin. Yang. In. Out. The galaxy itself and every structure within it is a binary business, an oscillating dance. Start.Stop...Sayfa40

..The whiskey-drinking menopausal imprison the pot-smoking youth...Sayfa89

...THE TWO COMMANDMENTS FOR THE MOLECULAR AGE
I: Thou shalt not alter the consciousness of thy fellow man.
II: Thou from altering shalt not prevent thy fellow man his own  consciousness...Sayfa95

Playboy Roportajindan:
..LSD is not an automatic trigger to sexual awakening, however. The first 10 times you take it, you might not be able to have a sexual experience at all, because you're so overwhelmed and delighted or frightened and confused by the novelty; the idea of having sex might be irrelevant or  incomprehensible at the moment. But it depends upon the setting and the partner. It is almost inevitable, if a man and his mate take LSD together, that their sexual energies will be unimaginably intensified, and unless clumsiness or fright on the part of one or the other blocks it, it will lead to a deeper experience than they ever thought possible..Sayfa130


..Leary: No one has the right to tell anyone else what he should or should not do with this great and last frontier of freedom. I think that anyone who wants to have a psychedelic experience and is willing to prepare for it and to examine his own hang-ups and neurotic tendencies should be allowed to have a crack at it...Sayfa151


..Before your LSD session, read Siddhartha and Steppenwolf. The last part of the Steppenwolf is a priceless manual..Sayfa192


..I intend to have more children, and I'll tell you this, that I'm not going to push symbols on my kids I won't keep anything away from them, but I'm not going to push symbols on my kids till they're ten, twelve, maybe fifteen years old. I will never encourage them to read a book. I will encourage them to tune in on their own internal vocabularies and cellular Libraries of Congress. I'll teach them how to live as an animal and as a creature of nature and decode and communicate with the many energies around them, before I will force artifactual symbols which are only 200 or 300 years old at best on their 2-billion-year-old cellular machineries...Sayfa207

..And that, dear Paul, is the lesson of evolution which my cells 
have taught me. Balance: competition, mutual cannibalism 
and, above all, protection of the young of all species...Sayfa221

Eylül 19, 2012

Heaven and Hell - Aldous Huxley

Dili: İngilizce

Doors of Perception'ın devamı olan Heaven and Hell'de deneyim değil bir bilgi, sorgu ve analiz ön planda. Burada daha çok zihni keşfetme yollarından bahsediliyor. Uyuşturucu, hipnoz, meditasyon, rüyalar ve görsel sanatlar bunlardan bazıları.

Rüyaların çoğunun renksiz olması ve normal şartlar altında görülen renklerin genellikle cansız olmasından bahsetmiş. Bu kısım çok hoşuma gitti. Onun dışında yazarın inanılmaz bir resim bilgisi var. Ressam ve resimlerinden yola çıkarak dini mistisizmden ve metafizik deneyimlerden bahsetmiş. Dini derken her dinden örnek verilse de, tam anlamıyla ideolojik bir dinden bahsetmiyoruz. Daha çok zihnin açılmasıyla ilgili bir konsept. 

Tamamen görselliğin zihnimizde yarattığı etkiler üzerine bir deneme aslında. Antik tiyatroların dekorlarından, resimlerin renklerine veya fırça darbelerine, dini ikonalardan, resmi geçit törenlerindeki görselliğe kadar bir sürü örnek var. Benim ilgimi en çok çeken ressam ise George de la Tour oldu. Google'a ismini yazacak olursanız göreceğiniz gibi resimlerinde bir mum ışığı ve Huxley'nin deyimiyle "sadece var olan insanlar" mevcut.

Doors of Perception'la beraber okunması daha mantıklı, zaten ayrı baskıları olsa da çoğunlukla birlikte basılmış. İkisi toplamda gayet ince ancak ingilizcesi çok kolay değil. Türkçe basımı "Algı Kapıları: Cennet Cehennem" şeklinde. Ben çok beğendim, hangi dilde olursa olsun bulun okuyun. Eminim herkes ilgisini çekecek bir nokta bulacaktır.

Tabii ki, Haku'ma teşekkürler..

..All he can do is to go to the mental equivalent of Australia and look around him..Sayfa54

George Russel'dan alıntı: 'Then suddenly, my consciousness was lighted up from within and I saw in a vivid way how the whole universe was made up of particles of material, no mater how dull and lifeless they might seem, were nevertheless filled with intense and vital beauty. For a second or two the whole world appeared as a blaze of glory'..Sayfa60

..The more than human personages of visionary experience never 'do anything.' (Similarly the blessed never 'do anything' in heaven.) They are content merely to exist..Sayfa78