Aralık 13, 2012

Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler - Yalçın Tosun


Dili: Türkçe


Notre Dame de Sion Lisesi bu kitaba ödül vermiş, ben de o vesileyle okudum. Bu bir hikaye kitabı. Hızlı okunan ve oldukça da keyifli bir kitap. Hani mahalle yaşantısının anlatıldığı Süper Baba gibi diziler insanın içini ısıtır ya, onun gibi bir his veriyor insana. Sanki evde sobamız varmış da üstünde kestane cızırdatıyormuşuz gibi.

Kitabın ilginç bir yanı da hikayelerin çoğu kadınların ağzından yazılmış, benim ilgimi çekti, yakın hissettirdi bilemiyorum.. Neyse, lafın kitap gibi kısası: güzel!

Aralık 09, 2012

Kabil - José Saramago

Dil: Türkçe

Kabil diyince kalın K'yla bu. Adem'le Havva'nın oğlu Habil'in kardeşi Kabil.. Hani dinlerdeki yaratılış hikayelerindeki kardeş katili. Aslına bakarsanız yaratılışı okuyoruz bu kitapta. Sodom'dan, Nuh'a, İbrahim'den cennet bahçesine kadar. En önemlisi de Tanrı'yı okuyoruz. Jose Saramago bir ateist ve Portekiz'den bu yüzden sürgün edilmiş. Kitapta Tanrı'yı acımasız gösteriyor ve yerden yere vuruyor. Aslında yazdıkları kimseye yabancı şeyler değil, bütün elemanları kutsal kitaplarda bulabilirsiniz. Nasıl anlatıldığı önemli tabii, ben çok beğendim!

Öte yandan, yazarın çok değişik bir tarzı var. Çevirisinin de bu yüzden başarılı olduğunu düşünüyorum çünkü yazarın orijinal stiline sadık kalınmış. Hiçbir özel isim büyük harfle başlamıyor örneğin, diyaloglarda da konuşma çizgisi veya tırnak yok. Kitabın başında insan biraz zorlanıyor ama hemen alışıyorsunuz. Benim son derece laubali bulduğum Terry Pratchet'ın Good Omens'ı tarzı bir kitap kesinlikle değil. Çok güzel okuyun!

Alıntıları koyamıyorum çünkü daha not edemeden Haku'ya verdim..

Aralık 02, 2012

Bozkırkurdu - Herman Hesse


Dili: Türkçe


Yoğun zamana denk geldiği için okumam biraz uzun sürdü ama belki de iyi oldu. Kendimi avutayım diye demiyorum ama sindire sindire okumuş oldum. Daha önce Timothy Leary'nin kitabı Politics of Ecstasy'de bu kitaba değinildiğinden ötürü aslında başka bir gözle okudum. 

Ne demek bu başka göz? Kitap boyunca Harry'nin ruhunda çıktığımız yolculukların aslında meditasyon veya saf düşünsel bir yolla değil de daha çok bir takım maddelerin etkisinde olduğunu açıkça görmüş oluyoruz. Bence biraz işin kolayına kaçmak olsa da Timothy Leary'den ve Don Juan'ın öğretilerinde de okuduklarımın ışığında, artık aklımın çok karşı çıkamadığı bir durum.

Kitabın konusuyla ilgili aslında öyle anlatılacak bir hikaye yok. Daha çok durum içinde sorgulamalar var. Bir takım olay örgüleri var elbet ama asıl anlatılan ana karakterimiz Harry Haller'in içindeki Harry ve Bozkırkurdu ruhlarıyla ilgili. Başlarda ona göre içindeki bu iki 'ben' çatışırken, daha sonra aslında bir insanın ruhunun bir değil, iki değil belki de yüzlerce ruhtan oluştuğunu görüyoruz. Yazarın bunu anlatma yolları Sihirli Tiyatro'da yaşananlar çok ilginizi çekecektir. 

Kitabın genel olarak felsefik olduğu doğru. Bu tip kitaplardan sıkılıyorsanız bile okumanızı tavsiye ederim. Özellikle son yarısı çok ilginç bir hal alıyor. Bazı sahnelerde kendimi sanki bir David Lynch filmindeymiş gibi hissettim.

Söylemeden geçemeyeceğim, en çok hoşuma giden sahnelerden birisi dişi karakterimiz Hermine'yle ikinci buluşmaları. Spoiler sayılmayacağı için buraya yazmakta sakınca görmüyorum. Kızımız Harry'ye adını söylemek yerine bir tahminde bulunmasını istiyor ve Harry de doğru ismi buluyor. Ben insanların görünüşleriyle isim bağdaştırma oyununu çok sevdiğim için bu kısım çok hoşuma gitti, bunu da paylaşayım.

..Ne var ki, en nahifi de içinde olmak üzere hiçbir ben gerçekte bütünlük taşımaz, her ben çok yönlü bir dünyadır, yıldızlarla döşenmiş küçük bir gökyüzüdür, çeşitli biçimlerden, aşamalardan, konumlardan, değişik kalıtsal öğelerden ve değişik olanaklardan bir karmaşadır..Sayfa56

..Senin hoşuna gidiyor, senin için bir değer taşıyorsam, senin için bir ayna oluşturuyorum da ondan; içimde bir şey var, sana yanıt veriyor, seni anlıyor..Sayfa103

..Hiçbir hayvan yoktur ki, bir ara şaşırsın da ne yapıp edeceğini, nasıl davranacağını bilemesin. Hiçbiri sana yaranmak, kendini sana beğendirmek gibi bir amaç gütmez..Sayfa109

..Kendimi mutlu hissetmediğime şaşıyorsun, dans edebiliyorum çünkü, hayatın derinliklerine dalmadan yolumu izimi pek güzel bulabiliyorum..Sayfa121

..Zamanın aşılmasının, gerçeğe bağımlılıktan kurtulmanın, özlediğiniz şeye ne isim verirseniz artık, bunun kişilik dediğiniz şeyi üzerinizden sıyırıp atma isteğinden başka bir anlam taşımadığını kuşkusuz çoktan sezmişsinizdir. Kişiliğiniz, içine kapatıldığınız bir hapishanedir..Sayfa169

..Bir yazarın bir avuç kişiden bir oyun yazıp çıkarması gibi, dağılmış ben'imizin parçalarından yeni oyunlar, gerilimler ve sürekli değişen konumlarla yeni gruplar oluşturmaktayız..Sayfa185

Kasım 10, 2012

Kwaidan: Stories and Studies of Strange Things - Lafcadio Hearn

Dili: İngilizce

Şimdi ben bu Japon animelerine bayılıyorum ya.. Hani Spirited Away'ler, Princess Mononoke'ler.. Hepsinde aslında Japon kültüründeki ya da folkloründeki diyelim öğeler serpiştirilmiş. Kodamalar var mesela Mononoke'de, ağaç ruhları. Nehrin ruhu Haku var Spirited Away'de.. Bunlar aslında hep onların efsanelerinden mitolojilerinden çıkan şeyler.

Ben merak ettim, bu hikayeleri anlatan kitaplar bulayım istedim ve aslında tam da aradığım türde bir şey buldum. Bu İrlandalı amca gitmiş, dedelerden ninelerden efsaneleri, batıl inançları, söylentileri dinlemiş ve yazmış. Kitabın adından da anlaşılacağı gibi "garip şeylerin" hikayeleri. Tüyler ürperten bir çok efsane anlatılmış bu kitapta. Kısa kısa bir sürü var. Öyle korkulacak türden şeyler değil ama bi uuuuuuuuuuuuuu sesi çıkıyo her hikayenin sonunda. Çok tatlılar!

İşin güzelliği de, bütün kitap bölüm bölüm şu adreste bulunabilir: http://www.sacred-texts.com/shi/kwaidan/index.htm

Okuyun okuşturun :)

Ekim 31, 2012

Malafa - Hakan Günday


Dili: Türkçe


Alışıldık tokatlık Hakan Günday kitapları gibi değil. Hatta fasülyeden diyebilirim. Oldukça eğlenceli kahkaha attıran cümleleri var. Antalya'da turistlerin nasıl kazıklandıkları üzerine tatlı bir roman olmuş. Topaz adlı dev bir kuyumcuda geçiyor. İnsanların satış için nasıl yaanlar söyleyebildikleri ve ne kadar uç noktalara gidebildiklerini görmek açısından.

Bu arada çok fazla bilmediğim argo sözcük vardı. Bir kısmı Ermenice sanırım ama sözcük dağırcığımızı genişlettik :)

Hakan Günday'ı ilk kez okuyacaklara tavsiyem bu değil. Yine de başka kitapları okunduktan sonra okunabilir.

..Antalya, dünya üzerinde kendine ait güneşi olan tek kenttir. Bu güneş ısıtmaz ama ıslatır. Kanser yapmaz ama kan kusturur. Irkçı bir orospu çocuğudur. Turisti bronzlaştırırken, çalışanı buharlaştırır. O kadar erken doğar ki geceyi kimse anımsamaz..Sayfa27

..Kimin, hangi nedenle turiste ilk kez ikram ettiği bilinmese de, elma çayı, geleneksel Türk içeceğidir. Ancak Türkler undan haberdar değildir.. .. Sonuçta, turist bir haftalık tatilinde, bir Türk'ün doğumundan ölümüne kadar içtiğinden daha fazla elma çayı tüketir..Sayfa66

..Devletin kendisine verdiği olanakları en üst düzeyde kullanmış ve üniversite eğitimi doğrultusunda kariyer inşa eden Batı Avrupalı bir ahçiğin, vahşi ve cahil bir marta aşık olmasının nedeni, Grace Kelly gibi her şeye sahip bir aktrisin Güneş Tarikatı adındaki palyaço sürüsüne katılmasınınkiyle aynıdır..Sayfa111

Ekim 27, 2012

İki Yıl Okul Tatili - Jules Verne


Dili: Türkçe


Küçükken okumamışım ben bunu. Tesadüfen çok tatlı bir kopyası geçti elime. T.Tan'a bu güzel kokulu kitap için teşekkür ederim..

Ah o ne tatlı kitap, ne şirin! Tam 623 sayfaydı ama su gibi aktı geçti. Sayfalar da küçüktü ama olsun.. 9-13 yaş arasında bir avuç oğlanın tek başlarına bir tekneyle Yeni Zelanda'dan bilmeyerek açılıp, denizin ortasında kaybolup ıssız bir adaya düşmeleri hikayemiz. Orada bir koloni kuruyorlar. Avcılık yaparak besleniyorlar ve büyükler küçükleri koruyup kolluyorlar. Kendilerine bir hayat kuruyorlar. Bu kısmı ilk hoşuma giden şey. Çünkü insan dünya üzerinde insan eli değip bozulmamış yerler olabileceği ve cep telefonsuz, internetsiz doğal bir hayatın gerçekten de var olabileceği hayaline kapılıyor. İkinci hoşuma gideni ise tabii ki çocuklar için çıkarılacak dersler. "Oooovvv" diye anaç bir gülümseme yaratıyor yüzünüzde.

Gelelim içimi cızlatan kısma. Tamam çocuk kitabı ama insan düşünmüyor değil. 19. yüzyıldaki bir hikaye. Avustralya ve Yeni Zelanda'da koloni kurmuş İngiltere. İngiliz çocukları, Amerikalı ve Fransız çocukları. Seçkin bir okuldan geliyorlar falan filan. Tamam hikaye güzel ama arada Yeni Zelanda yerlisi Moko'yu insandan saymamak gibi elemanlar çok doğal anlatılmış. Düşünüyorum da o zamanlar hayat mı böyleydi, "Onlar da insan!" diyen yok muydu?? Yoksa yazarın politik diyebileceğimiz hümanist anlayışı bu muydu? Okuyup araştırmak lazım ama içimden gelmiyor. Karşıma ırkçı birisi çıkarsa üzüleceğim çünkü koloni politikası izlemiş ülkelere ve yaptıkları zulümlere, ne kadar ben varsa, hepsiyle karşıyım. Neyse kitapta böyle yorumlar yok zaten ama aradaki iki üç detay biraz üzdü beni..

Ekim 19, 2012

Yedinci Gün - İhsan Oktay Anar

Dili: Türkçe



Kitabı çıkar çıkmaz doğum günü hediyem olarak gönderen Haku'ma çok teşekkür etmem lazım önce. 
Gelelim kitaba.. 3 bölümden oluşuyor. Benim bayıldığım bittiğim, her kelimesine her cümlesine yine aşık olduğum kısım ilki. En uzun bölüm de bu zaten. Özellikle kitabın ilk sahnesi tanıdık İhsan Oktay Anar labirenti. Sanki bir filmin ilk sahnesi gibi, sahneden sahneye güzel bağlara binmiş atlayan bir kameradan bakıyor gibisiniz. Kitap boyunca da size alakasız görünecek şeyler tabii ki İhsan Oktay Anar klasiği olarak çok tatlı bir şekilde birleşiyor.

Bu farklı sahnelerin kişilerin birleşmesi konusunda söylemek istediğim bir şey var. Bazen bir karakter öyle detaylı öyle gelmişli geçmişli anlatılıyor ki karakterin sonunun da aynı şaaşaayla anlatılacağını veya önemli bir insan olduğunu düşünüyorsunuz ama yazar sizi şaşırtıyor. Sayfalarca okuduğunuz karakter 2 satırda bitebiliyor. Ancak bunu öyle bir şekilde yapıyor ki sizi rahatsız edip hayal kırıklığına uğratmaktansa hoşunuza gidiyor.

Uzun zamandır yeni kitabını bekliyordum. Hala da bekliyorum çünkü insan bu anlatıma doyamıyor. Dilini ağır bulanlar ve okuyamayanlar var. Onlara tek söylenecek kafanızın dingin olduğu zamanlarda okuyun. Bir kere hikayenin akışına kaptırabilirseniz kendinizi çok çok keyifli bir yolculuk.

Benim favorilerim yine de Suskunlar ve Puslu Kıtalar Atlası ama bunu da çok beğendim. Hikaye özeti gibi bir şey yazmaya çalışmayacağım. Hele ki alıntı yapmak hiç haddime düşmez, bütün kitabı yazabilirim. Her cümle öylesine emek verilerek yazılmış ki okuyucunun damağında gerçekten güzel bir tat ve burnunda güzel bir koku bırakıyor. Cümlelerin herhangi birine haksızlık etmemek adına bir şey yazmıyorum. Okuyun!