Eylül 16, 2012

The Doors of Perception - Aldous Huxley


Dili: İngilizce


Öncelikle bana bu kitabı veren sevgili Haku'ma çoook teşekkür ederim. Ne zamandır okuma listemde olsa da insan dokununca koklayınca canı daha çabuk istiyor. Bu baskı aslında Aldous Huxley'nin iki ayrı kitabını içeriyor. The Doors of Perception ve onun devamı niteliğindeki Heaven and Hell. İkinci kısmını daha sonra koyacağım.

Cesur Yeni Dünya vesaire bir kenara bırakın. Bu çok başka. Zamanında legal olan algı açıcı bitkisel ve kimyasalları tahmin edemeyeceğiniz kadar yazar, ressam, din adamı, üniversite hocası, politikacı, öğrenci denemiş. Bu deneyleri yürüten kişiler elbette deneyimli psikiyatr ve psikologlar. Bitirmek üzere olduğum Timothy Leary'nin Politics of Ecstasy de benzer deneylerin anlatıldığı bir kitap. Yakında gelecek.

Burada ise Aldous Huxley, peyote adlı kaktüsün içinde bulunan mescaline adlı maddeyi denedikten sonra yaşadıklarını anlatıyor. Deney sırasında onu yönlendiren bir uzman, ses kayıt cihazı ve alınan notlar mevcut. Bu deneyimlerini yazan bir sürü kişi olmuş ama malum kelime ustasının ağzından dinlemek başka oluyor. Yine de kitap boyunca kelimelerin aslında ne kadar kifayetsiz olduğunu vurgulamış ve herkesin böyle bir deneyimi kendi yaşaması gerektiğini söylüyor.

Ufak bir detay. Bu kaktüs özünün insan bedeninde yarattığı etkilerin bir çoğu aslında adrenalin üretimi sırasında ortaya çıkan adrenochrome adlı maddeninkilerle aynıymış. Ama bedenimiz tez elden başka maddelere dönüştürürmüş ki tehlike arz eden durumlarda metanetimizi koruyalım. Yine de anlık da olsa bu madde bizde bu etkiyi yaratıyormuş. Böylelikle adrenalin bağımlısı olmanın ne demek olduğunu da anlamış oldum. Gerçekten de tehlike arz eden sporları seven birisi olarak, heyecanın daha uzun sürmesini istediğimi inkar edemem..

Şimdi burada uluorta ben ne düşündüğümü söylemek istemiyorum ki zaten artık yasaların buna izin verdiğini sanmıyorum. Küçük bir özet gerekirse, zamana olan ilginin yok olduğu, sadece "var olmak"la ilgilenilen ve aslında bunu gerçek anlamda idrak ettiren bir durum. Normalde zihnimizin uzun süreli sağlığını korumak için kapadığı algıları açıyor ve 'duvarın öbür tarafına' geçiliyor. Şizofreninin iyi günleri gibi diyor. En önemlisi de, sanatçıların bu kimyasallar olmadan algıladığı ve yansıtmaya bazı 'şey'leri resim sohbetleri sırasında idrak ediyor olması. Çeşitli resimleri, tabii ki başkalarının (ya da normal insanın) bu algıları normalde kapalı olduğu için anlayamayacağı, dolayısıyla mecburen başarısız olan çalışmalar olarak nitelendiriyor.

Doğru yanlış iyi kötü diye etiketler koymadan okuyun derim. Bu algıları açmanın binbir türlü yolu var. İlla uyuşturucu madde almak gerekli değil. Sadece bizim farkında olmayıp aslında var olana açılan bir kapı. En azından öyle bir kapının olduğunu öğrenmek adına..

..'Is it agreeable?' somebody asked. 'Neither agreeable nor disagreeable,' I answered. 'It just is.' Istigkeit - wasn't the word Meister Eckhart liked to use? 'Is-ness.'..Sayfa7


..What the rest of us see only under the influence of mescalin, the artist is congenitally equipped to see all the time..Sayfa18



..'Within the sameness there is difference. But that difference should be different from sameness is in no wise the intention of all the Buddhas. Their intention is both totality and differentiation.'..Sayfa38




..To be shaken out of the ruts of ordinary perception, to be shown for a few timeless hours the outer and the inner world, not as they appear to an animal obsessed with survival or to a human being obsessed with words or notions, but as they are apprehended, directly and unconditionally, by Mind at Large - thus an experience of inestimable value to everyone and especially to the intellectual..Sayfa46

Eylül 15, 2012

Bunları Düşün - Jiddu Krishnamurti


Dili: Türkçe


Yine Krishnamurti ve yine uzuuun süren okuma dönemi. Bilinenden Kurtulmak'taki gibi sindire sindire okudum. Açıkçası bu daha kolay okunan bir kitap. Okullarda küçük çocuklarla, anne babalarla ve eğitmenlerle yapılan söyleşiler konuları üzerinden bir araya getirilmiş. Baştan sona okumak yerine hayatınızın o döneminde sizi ilgilendiren bir konuyu seçip o bölümü okuyabilirsiniz. Her bölüm önce bir açıklama metni arkasındansa her yaştan dinleyenlerin soruları ve cevapları şeklinde.

Kitabın ana fikriyse eğitim sisteminin (sistemlerinin) çocukken sahip olduğumuz açık enerjiyi nasıl söndürüp, sıradan sorgulamayan insanlara dönüştüğümüz. Bu noktada çocukları erken yaşta uyarmak kadar eğitmenleri de yönlendirmesi açısından çok önemli ve en beğendiğim yönü de bu oldu.

Artık bu söyleşileri yapma olanağımız olmadığına göre tavsiyem anne babaların bu kitabı okuyup daha sonra küçük çocuklarına okumaları veya okutmaları. Tabii ki küçük bir çocuk tüm kitabı okumaktan sıkılacaktır ama okurken sizi ilgilendiren kısımları işaretleyin ve çocuğunuza okuyun derim. Hele ki okulla başı belada olan ailelere çok yardım olacaktır. Onun dışında eğitmenler ve okul tamam ama anne babaların da çocuklarını eğitirken ki yaptığı istemsiz hataları görmelerini sağlayacaktır. Örneğin gençlerin sıklıkla "annem babam benim böyle olmamı istiyor ama ben istemiyorum." gibi sorular sordukları görülüyor. Din, meslek veya evlenilecek kız/adamla ilgili olabilir. Anne baba olarak kendi yatkınlıklarını çocuklarına dayatıp özgürlüklerini kısıtlamanın hatası vesaire gibi aydınlatmalar var. Aynı şekilde aile akraba veya arkadaşlık ilişkileri için de geçerli. Her insana istekleri, hedefleri, eğilimleri konusunda saygı göstermek ve gösterebilmek üzerine sohbetler var.

Okuyun derim.

..Mevcut eğitim sistemimiz bize yaptığımız işi değil, başarıyı sevmeyi öğrettiği için kötüdür. Eylemin sonucu eylemden daha önemli hale gelmiştir..Sayfa130

..Mükemmeliyet önceden tasarlanmış bir anda yaşanan bir şeydir ve bu anın bir sürekliliği yoktur; bu nedenle de ne mükemmeliyeti tasarlayabilirsiniz ne de onu kalıcı hale getirecek bir yol bulabilirsiniz..Sayfa159

..Fakat bilgi zihni, aklı, iç dünyayı yönlendiren bir geleneğe, bir inanca dönüştüğünde bir engeldir ve aynı zamanda insanları böler. Bütün dünyada insanlar gruplara bölünüp kendilerine Hindu, Müslüman, Budist ve Hristiyan gibi isimler takıyor fark ettiniz mi? Onları bölen nedir? Bilimsel keşifler, tarıma, bir köprü yapmaya, uçakları uçurmaya dair bilgiler değildir. İnsanları bölen, zihni belli bir yönde koşullandıran gelenekler ve inançlardır..Sayfa174

..Gerçek Brahman, gururlu olduğu için değil, kendi ışığı kendine yettiği için kimseden bir şey istemeyen biridir..Sayfa207

..Yalnızca içi boş olan doldurulmak ister ve boş bir kalp, guruların peşinde koşmakla ya da başka bir yoldan sevgiyi aramakla doldurulamaz..Sayfa242

..Oysa kendimizi Hindular, Amerikalılar ya da İngilizler veya beyaz, kahverengi, siyah ya da sarı olarak görmekle aramızda gereksiz engeller yarattığımızı anlamamız çok önemlidir..Sayfa246


Ağustos 28, 2012

Babalar ve Oğullar - Ivan Turgenyev

Dili: Türkçe

Yine ne zamandır okumak istediğim: Rus klasiği. Rus klasikleri bence neden güzeldir, daha doğrusu bende yarattığı güzel his nedir onu anlatmak istiyorum biraz. Kitabı eleştirmeye kalkacak değilim tabii ki.

Hiç 18 veya 19. yüzyıl Rus resimlerini gördünüz mü? Pastel renkler.. Her zaman doğa içinde, kırlarda bayırlarda veya şehir pazarında insan görüntüleri.. Şık giyimli bastonlu beyefendiler, at arabaları, ayak altında koşuşturan minicik çocuklar, evini mutfağını tertipli tutmaya çalışan kadınlar.. Bazen hüzün uyandırır insanın içinde ama her zaman bir sevgi ortamı vardır. Hatta en sefil hayatlarda bile. Rus edebiyatı da aynen böyle. Çok gıcık diyebileceğimiz Suç ve Ceza'nın Raskolnikov'un bile sevgi yanı çoktur.

Teknolojinin olmadığı, insanların yüzeysel olmadığı ve çok okudukları; tartışma konuşalarının genellikle edebiyat, sanat, şifa ya da tarım teknikleri olduğu zamanlar. Bence çok hoş..

Bu kitap için tek söyleyebileceğim, çok beğendim. "Uuu ağırdır onlar" diye korkulan klasiklerden değil. Çok rahat okunuyor. Ana karakterlerimiz Arkadiy ve babası; Bazarov ve babası ve bir takım kadınlar.. Jenerasyon çatışması, dostluk, biraz aşk ve doğa da ana konuları.

Okuyun, okuşturun :)


..Zaman, bilindiği gibi bazen kuş gibi uçar, bazen de solucan gibi sürünerek geçer. Ama insan en çok zamanın ağır mı, yoksa çabuk mu geçtiğini fark etmediği vakit kendisini iyi hisseder..Sayfa101


..Bazarov: Ben ise düşünüyorum, işte şurada saman yığınının yanında yatıyorum... Vücudumun kapladığı daracık yer, geriye kalan boşluğun, benim bulunmadığım, benimle hiç ilgisi olmayan boşluğun yanında o kadar küçük kalıyor ki! Yaşayabileceğim süre de, benden önce varolan, benden sonra da devam edecek olan sonsuzlukla ölçülünce o kadar önemsiz ki! Buna rağmen, bu atomun, bu matematik noktanın içinde kan dolaşıyor, beyin çalışıyor, istekler doğuyor... Ne saçma! Ne boş şeyler!..Sayfa142



..Feniçka o beyaz elbisesi içinde daha da beyaz, daha da hafif görünüyordu; yanık ten ona yakışmıştı. Korunamadığı sıcaklar yanaklarına, kulaklarına hafif bir kırmızılık veriyordu..Sayfa164



..Sevilen bir varlığın gözlerinde bu gözyaşlarını görmemiş bir insan, bir kimsenin nasıl minnettarlıktan, utancından kendinden geçercesine mutlu olabileceğini bilemez, anlayamaz..Sayfa206

Ağustos 20, 2012

Sisle Gelen Yolcu - Jean-Christophe Grangé

Dili: Türkçe

Grange'nin yeni kitabi cikmis dediler heyecanlandim. Bundan onceki Ölü Ruhlar Ormanı'nda da heycanlanmistim. Hadi onu bayagi begendim cunku Orta Amerika'da benim gitmek istedigim yerlerde falan geciyordu, e hikaye de kanli canliydi, begenmistim.

Bu sefer, geri kalan Grange kitaplarindan farkli olarak daha psikolojik ve bir takip-kacis hikayesi var. Aslinda olay oldukca ilginc. Psikiyatrik durumlar falan var, ilgisi olana. Ama sanki iste.. mmmhh.. Pek olmamis yauu

Iyi guzel, goodreadste yeterince yildiz da verdim ama bi Leyleklerin Ucusu falan gibi bir tat yakalayamadi bu adam bir daha.. Maxime Chattam bence muthis, iste o Grange'yi bitirdi, (diye yorumluyorum ben).

Ha kan revan kaldiramam ben ama polisiye istiyorum derseniz buyrun kansiz polisiye. Hafif kanli diyelim, elbette bi ceset var.

Temmuz 26, 2012

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa

Dili: Türkçe

Ben bu donemden kitaplar okudugum zaman bende yarattigi etki aynen "Bir tatli huzuuur almaya geldiiik, Kalamiiiiiis'taaa aaaaaaaaaaaaaa" nin etkisiyle ayni. Yazarin bakis acisindan tamamen bagimsiz.. Nihayetinde Peyami Safa cok acik kafali bir insan degilmis ama is edebiyata geldiginde durum baska. Hikayelerde aciklik-mutaassiplik cekismesinden galip gelen mutaassiplik oluyor. Bundan rahatsiz olanlari duydugum icin bunu dile getiriyorum. Bence bu edebiyat soz konusu oldugunda tamamen gereksiz bir onyargi. Oradan siyrilmak gerek..

Yine tatli seker bir hikaye. Insanlari tesvik etmek icin "zaten kisa" diyecegim ama uzuluyorum, uzun olsa ne olur. Uzun olsa da okunmali.

Temmuz 23, 2012

Dur Bir Mola Ver - Tom Robbins

Dili: Türkçe


Bu kitabi okumak icin yazarinin Tom Robbins olmasi aslinda gayet yeterli. Gel gelelim, diger kitaplardan daha baska bir frekans daha guzel bir tat yakaladim.

Bu seferki hikayede "ruhu cingene kiz Amanda" ve tarzan gibi giyinip etrafta Pan gibi flut calarak gezinen garip kocasi John Paul Ziller bir de 3. ek olarak Marx Harikulade (Marx Marvelous) var.

Yazarin ilk romani. 1971'de basilmis. Sevgili LSDcimiz Timothy Leary'nin kadim dostu ve yol arkadasi. Sonuc olarak kitap daha cok 70lerin o hippi ve sevgi dolu ortaminda geciyor, dersem hafif dogru olur ama butunu yansitmaz. Zira bu adamin yazis tarzi bir acayip. Absurdlukler uzerine sayfalarca yazi yazilabilir ama tabii ki ben oyle birsey yapmayacagim.

Hikayeden ufak kesitler vermek istiyorum. Amanda bir sirkle gocebe hayat yasarken, meshur davulcu Tarzan kiyafetli John Paul ile bir cayirda tanisir ve o anda asik olup evlenirler. Bu arada John Paul bir babuinle takilmaktadir ve Amanda'nin bir bebegi vardir. Daha sonra, yol kenarindaki bir dinlenme tesisini satin alip sosis+meyve sebze suyu satan bir yer haline getirirler. Kilometrelerce uzaktan gorulebilecek dev sosis heykelini de catisina koyarlar. Ormana gidip mantarlar falan toplarlar. Amanda dislerini cilekle fircalar. Tamamen doga ve sevgi (ve cagin emri olarak uyusturucu ve trans hali) uzerine.

Bir yandan arkadaslari Delifisek Purcell ("Plucky" Purcell) hikayeye Vatikan ve Isa'yi sokar. Marx Harikulade bir sekilde bu garip yerde bulur kendini. Pire sirki ve bocek hayvanat bahcesinin bakimini falan ustlenir.

Hikaye boyle absurd ve surukleyici. Tabii bunda yazarin anlatimi da cok buyuk rol ustleniyor. Kitabin kimin agzindan yazildigi sonralari belli oluyor ve kitap icinde anlatici ile ilgili bilerek yapilmis gidis gelisler var. Tom Robbins'le ilgili en sevdigim sey ise bu ilk kitabinda cok baskinmis, cok hosuma gitti: kitap boyunca kullanilan bir isim veya obje oluyor. Siz surekli ya bu neydi acaba kacirdim mi unuttum mu diye dusunuyorsunuz ama aslinda yazar sadece sizinle oyun oynuyor. O yuzden okuyanlara soyle bir tavsiyem var, kafaniz karistiysa bu yazar istedigi icin olmustur. Sabredin :)

Ayrica yakinda onsozunu Tom Robbins'in yazdigi Timothy Leary kitabini da koyacagim..

Bu arada benim okudugum kitabi baski kalitesi rezaletti. O kadar kotuydu ki kitabi yakmak istedim. Harfler birlesik basilmis. Mesela kitap boyunca asla "sonra" kelimesini goremezsiniz "soma" diyedir. 'il'ler birlesip 'h' olmus falan. Hiiic yakistiramadim Ayrinti yayinlarina, bu da burdan soylene..

Yaptigim alintilarla ilgili olarak, malesef yaz tatilindeyken bitirdim ve kitabi orada biraktim. Alintilari buraya gecirme sansim olmadi. Daha onceden koydugum bir kismi varmis o kalsin ama asil begendigim yerini koyamiyorum.




Amanda: "Hafiza kaybi, insanin kim oldugunu bilmemesi ve kim oldugunu ogrenmeyi delice istemesidir. Kendini asiri derecede zinde hissetme hali, insanin kim oldugunu bilmemesi ve bu duruma aldiris etmemesidir. Vecd (ecstasy) hali, insanin kim oldugunu tam olarak bilmesi ama yine de aldiris etmemesidir."..Sayfa 171

Temmuz 07, 2012

Bilinenden Kurtulmak - Jiddu Krishnamurti

Dili: Türkçe

Aslına bakarsanız kitabı okumak birkaç ayımı aldı. Felsefeye dair güçlü bir alt yapım olmadığı için olduğunu sanmıyorum. Hani hep diyoruz ya "sindire sindire okumak lazımmış bu kitabı ben hemen bitirdim" diye. Bu sefer öyle demiyorum. Çünkü bırakın bir bölümü, bir paragrafı okuyup üç gün düşünebilirsiniz.. Bu sefer yavaş yavaş, sindire sindire okudum.

Bu kitap "dünya öğretmeni" lakaplı Krishnamurti'nin hayatımızda bir dakika durup düşünmediğimiz duygu ve olaylarla ilgili insanları düşünmeye ve sorgulamaya iten sohbetlerini içeriyor. Otorite, zevk, ölüm, ideoloji, şiddet, ideal ve gerçek, sorumluluk, uyuşturucu, ikiyüzlülük falan filan bir ton konu var.

Alıntı yapmaya kalkışsam galiba bütün kitabı buraya yazmam gerekir. O yüzden yapmayacağım. Genel olarak aklımda kalacak olan en büyük şey ise bir ideolojiyi kabul edersek artık orada özgür olamayacağımız konusuydu. Bu siyasi bir örgüt veya bir din veya bir futbol takımı olabilir. Ayrıca, yakın zamanda yaşadığım kayıp nedeniyle ölüm konusunda yazdıkları çok dikkatimi çekti. Sahi ölüme neden bu kadar üzülürüz? Ölen insan için mi yoksa kalanlar için mi kendimiz için mi? 

Kitap boyunca Krishnamurti sizinle konuşuyor, size hitap ediyor. Daha önce dikkat etmediğiniz konulara dikkatinizi çekiyor ve sizi sorgulamaya itiyor. Ha neyi yapmıyor? Size "bunun böyle olması gerekir" veya "doğru yöntem budur" demiyor. Zaten o zaman o da bir ideoloji yaratmış olurdu ve takip etmeye kalkarsanız yine özgür olamazdınız. Neyse.. Tembel beynimiz aslında "birisi bize yol göstersin, biz de kendi doğrumuzu bulmakla uğraşmayalım" der ama bu kitapta onun eksikliğini hissedebilirsiniz -ki bence harika bir şey. Sizi sadece düşünmeye itecek, ne yapmanız gerektiğini söylemeyecek.

Kısacası, körü körüne bağlandığımız ve bildiğimizi sandığımız şeylerden gerçekten kurtuluyoruz. Elinizin altında bulunsun, baştan sona okumanız da şart değil. Aradan istediğiniz konuları -o günün ihtiyacına göre- seçip de okuyabilirsiniz.